29 Eylül 2015 Salı

Kitap Kokusu: Su Üstüne Yazı Yazmak



Lisans eğitimim boyunca onlarca hocadan ders aldım; bir kısmını sevdim, bir kısmından hiç hazetmedim. Ama kendi bölümümden iki hocam vardır ki hâlâ hayırla yâd ederim. Ilki ve benim için en kıymetlisi Osman Tolga Arıcak'tır. 

 

Benim çocuklara olan yönelimim dolayısıyla ikinci sınıfta tanışmıştık, kendisi çocuk psikolojisi üzerine seçmeli dersler veriyordu. Benim Hollanda'ya gideceğim yıl, Radboud'ta okuyacağım dersleri seçmemde büyük yardımı dokunmuştu. Türkiye'de hâlâ birçok üniversitenin psikoloji bölümünde verilmeyen dersleri almam yönünde bana cesaret ve destek veren kendisidir, Allah râzı olsun.. Bana sürekli "Sen kesinlikle bu alanda çalışmalısın, istidatını sakın yetişkinlerle çalışarak hebâ etme" derdi. 

Canım hocam.. Nasıl nazik ve nasıl naif bir beyfendidir size anlatamam.. Hitap ederken ön-ek son-ek kullanarak "Sevgili .." ya da "... Hanımefendi" diye hitap ederdi. Daima güleryüzlü, daima sevecen, daima yol gösterici ve can-u gönülden öğretmeyi seven, idealist bir hocaydı. O kadar sevilir ve takdir edilirdi ki, üniversite akademik kadrosuna yeni katılmış olmasına rağmen ikinci yılında bölüm başkanı olarak seçildi. 


Özellikle mezun olma evresinde, kariyer belirlemedeki kafa karışıklığımı aşabilmem adına bana öyle çok destek oldu ki... Psikoloji okuyanların genel ütopyalarından biri olan "Ben klinikçi olucam" saplantısından sıyrılmamı, hem hizmet edebileceğim, hem beni en çok mutlu eden şeyi yani çocuklarla birlikte olabilmemi ve mesleğimi keyifle icra edebilmemi sağlayacak aklı veren hocalarımdan biridir. 

Kendisinin, Harvard'ta misafir eğitmen olarak ders verdiğini biliyordum en son ama şimdi prof.luğunu almış bir hoca olarak Hasan Kalyoncu Psikoloji Dep. da görev yapıyormuş. Oradaki öğrenciler pek şanslı vesselâm.. 

Gelelim ikinci isme... Psikoloji son sınıfta tanımakla müşerref kılındığım kıymetli hocam Muhyiddin Şekûr.. Üniversitemize o yıl davetli eğitmen olarak gelen Şekûr'dan bir yıl boyunca Approaches to Family Psych. yani Aile Terapisi Yaklaşımları dersi almıştım. Hoş, dersin başında sadece bir yaklaşımı derinden inceleyeceğimizi söylemişti. O da, Virginia Satir Modeli Aile Danışmanlığı yaklaşımıydı. 

 

 (Pedagoji, çocuk psikolojisi yahut aile danışmanlığı konularına ilgili olanları, bu yaklaşım modeline ayrıca göz atmalarını tavsiye ederim, Satir'in öncülüğünde geliştirilen yaklaşımlar hâlâ tüm dünyada takip edilen ve uygulanan en etkili yöntemlerden biri..) 

Resimden de anlaşıldığı üzere yeni kitabım Muhyiddin Şekûr hocamın kitabı "Su Üstüne Yazı Yazmak". Kendisini tanıma şerefine ve tasavvuf yolundaki serüvenini bizzatihi kendinden dinlemiş biri olarak şanslıyım vesselâm. Yine kendisi de Osman Tolga Hocam kadar nazik ve naif bir beyfendiydi.. Ve çok da sempatikti, o siyahi yüzünde cam gibi parıldayan gözleriyle, gülerken ışıldayan o gülümsemesiyle dimağımda hala canlıdır hatırası..

 Şimdi.. Şekûr'un kendisini tanıdığım yılda okuduğum bu kitabını yeniden okumak niyetim. Üzerinden dört yıl geçti, kişisel gelişimim adına nice yollar katettim; şimdiki benliğim, idrâkim ve şuurumla, kendi içsel yolculuğumda geldiğim noktadan yeniden okumak, mânâ arayışıma yeni bir boyut eklemek istedim.. 

Uzunca bir yazı oldu, okuyup sonunu getirebilen, yüreği iyiliklere, güzelliklere râm olmuş arkadaşlarımın, sevdiklerimin gözleri her türlü elemden ırak olsun inşâAllah. 

Varoluşumuzun mânâsını idrak edebilme yolunda her daim gayret sarfeden ve bu cihette rızkı geniş tutulanlardan olabilme duasıyla, vakt-i şerifler hâyr olsun, es selâm!

*

Bu yazı önceki instagram paylaşımlarımdan biridir. Beni instagramda takip etmek isterseniz: yenilerkendinihayat

16 Eylül 2015 Çarşamba

Çocuğum Okula Başlıyor!





Hummalı okula hazırlık çalışmaları yavaş yavaş tamamlanıyor. Yeni kıyafetler, çantalar; rengarenk kırtasiye malzemeleriyle çocuğunuzun okula hazır olduğunu düşünüyorsunuz. Peki çocuğunuzun okula başlamasına siz hazır mısınız?

Çocuğunuzun okula başlama sürecinde rahat bir tavır sergilemesi ve yaşayabileceği olası sorunların üstesinden kolayca gelebilmesi için siz ailelere düşen bazı görev ve sorumluluklar yer alıyor. Çünkü çocuğunuzun bu süreçte rahat olması ve sorunları kolayca atlatabilmesi çocuğunuz için olduğu kadar sizin için de önemli bir uyum göstergesidir.

Çocuğunuzun okula başladığı ilk günlerde yaşadığı kaygı olağandır. Bu kaygı zamanla azalır ve okula uyum süreci sağlıklı bir şekilde tamamlanmış olur. Ancak bazı durumlarda bu kaygı artarak devam edebilir.

Okula uyum sürecinde çocuklarda bazı davranışlar gözlemlenir. Bazı çocuklar okula gayet ilgili ve rahat başlıyorken, bazı çocuklar ilk gün ya da ilk hafta istekli başlayarak sonrasında okula sürekli gelecek ve uyması gereken kural ve sorumluluklarının farkına vararak tepki gösterebilirler. Bazı çocuklar ise baştan itibaren anne ve babasından ayrılmak istemeyebilirler.

Okula başlayıncaya kadar geçen süre içinde sadece ev ve aile ortamına alışkın olan bir çocuk için, yeni bir ortama adapte olmak zordur. Çocuğun yeni bir sosyal ortama adapte olurken “Evim okula yakın mı?” , “Annem babam beni almaya gelecek mi?” , “Hiç kimseyi tanımıyorum!”, “Ne çok kural var!” , “Ya tuvaletim gelirse?” ya da “Ya sınıfımı bulamazsam” gibi kafasında bir çok kaygı dolu sorular olur.


Peki bu dönemde çocuğunuza nasıl davranmalısınız?


·         Öncelikle çocuğunuza okulla ilgili bilgi verin. Okulun her gün gidilmesi gereken oyun, arkadaş ve eğitim yeri olduğunu ve orada keyifli vakit geçirebileceğiniz özellikle vurgulayın.Çocuğunuza yetişkinlerin her sabah işe, çocukların da okula gitmeleri gerektiğini söyleyebilirsiniz.

·         Çoğu ebeveyn çocuklarının okula başlama süreci konusunda çocuklarından daha fazla kaygılıdırlar. “Daha çok ufak, ezerler” ya da “Benden nasıl ayrılacak, daha önce hiç ayrılmadık” şeklinde cümleleri onun yanında paylaşıyorsanız, çocuğunuz kendi durumu için endişelenmesi gerektiğini düşünür. Bu durum da, çocuğunuzun sizden ayrılma ve okula uyum sürecinin uzamasına sebep olabilir.

·         Bu haftadan itibaren belli saatlerde yemek yeme, oda toplama, televizyon izleme ve uyku gibi ihtiyaçlarını düzene koymaya çalışın. Tatildeyken her istediğini yapan, canı istediğinde yemek yiyen, uykusu geldiğinde uyuyan çocuklar okula başladıklarında oldukça zorluk çekebiliyorlar.

·         Normal bir uyum sürecinde dahi okulun ilk günlerinin çocuklar için stresli ve kaygı verici olduğu gerçeğini unutmayın. Bu süreçte çocuklarınız psikolojik nedenlere bağlı olarak karın ağrısı, mide bulantısı, kusma, yüksek ateş vb rahatsızlıklar yaşayabilirler. Bu süreçte önemli olan problemlerin kaynağına inmek, onun yanında olduğunuzu hissettirmek ve size güvendiğini hissettirmenizi sağlamaktır.

·         Çocuğunuza güven duygulu aşılamalısınız. "Buralardayım", "Çıkışta seni alacağım", "Kapıda olacağım" gibi cümlelerle çocuğunuzu sakinleştirebilirsiniz. Okulun ilk günlerinde dersin bitiş saatinden biraz daha önce okulda olmanız çocuğunuzun kaygılanmasını engelleyebilir. Hatta mümkünse öğretmeniyle görüşerek çocuğunuzu zil çalmadan birkaç dakika önce okuldan alabilirsiniz. Eğer almak için gecikmişseniz lütfen şaka yaptığınızı dile getirmeyiniz ya da yalan söylemeyin. O günü telafi ediyor olsanız da uzun vadede çocuğunuzla aranızdaki iletişimin bozulmasına neden olabilirsiniz.

·         Okulda dersler henüz başlamadan evvel hazırlanan oryantasyon programlarına katılmaya azami özen gösterin. Bu süreçte çocuğunuz okulunu sınıfını, öğretmenini ve sınıfta kendisi gibi bu sürece alışmaya çalışan arkadaşlarını görerek kendini daha güvende ve rahat hisseder. Çocuğunuzun bu tanışma, kaynaşma ve ortamın havasını solumasına izin verin.

·          Okulun ilk günlerinde anne babası olarak çocuğunuza eşlik edebilirsiniz ancak bu durumu anneanne babanne ya da dedelerin de eşlik ettiği büyük bir seremoni haline dönüştürmeyin. Bu şekilde bir kalabalıkla okula giden bir çocuk için, okula gitmek normal bir süreç olmaktan çıkar.

·          Çocuğunuzun üzerine aşırı titremeniz çocuğunuzun uyum sürecinin uzamasına sebep olur. Okula gittiği için çocuğunuzu ödüllendirmeyin. Okula gidiyor olmasını büyümüş, okul çağına gelmiş olmasıyla ilişkilendirin.


 


Uyum sürecinde okula gitmeyi reddeden çocuk için neler yapılabilir?

·         Okulun ilk birkaç haftasının stresli olabileceğini unutmayın. Bu dönemde çocuğunuza karşı daha fazla anlayış göstermeye çalışın.

·          Çocuğunuzun okula neden gitmek istemediğini öğrenmeye çalışın. Eğer çocuğunuz size fazla bağımlıysa, daha önce farklı bir çevreye girmemiş yahut sorumluluk alabileceği alanlar olmadıysa okula gitmeyi reddediyor olabilir. Ya da çocuğunuz kendisi okuldayken size bir şey olacağından da korkuyor olabilir. Bazen de yeni bir kardeşin doğmuş olması bile çocuğunuzun okula gitmeyi reddediyor olmasında etkili bir sebep olabilir.

·            Kesinlikle kaygılarını ve çekingenliğini saçma bulmayın ve bu düşüncenizi olumlu bir dil kullanarak çocuğunuzla paylaşın. Okula gidiyor olmasını daha çok büyümüş olması ve böylelikle eğitime hazır olduğu gerçeği ile ilişkilendirin ve şu şekilde paylaşın: “Artık okula gidecek kadar büyüdün ve bu beni çok mutlu ediyor.”

·           Okula gitme konusunda kararlı ve sabırlı tutumunuzdan ödün vermeyin. Bu tutumunuz, uyum sürecinde yaşamış olduğunuz problemlerin çözümünde en önemli kısımdır.

·              Okula gitmesi konusunda tüm aile bireyleri olarak kararlı olmalısınız zira çocuklar bazı psikosomatik yani psikolojik ağrılar ya da şikayetler üreterek okula gitmemek için bahaneler üretebilirler.

·           O okuldayken gününüzün nasıl geçeceğini anlatın. Evde ev işleri yaparak onu beklediğinizi bilmesini sağlayın, çoğu çocuk okula gittiğinde annesinin dışarıda geziyor olduğunu ya da evdeki kardeşle oyun oynayarak kendisi olmadan çok keyifli vakit geçirdiği endişesinden dolayı okula gitmeyi reddeder.

·         Eğer servise binme ya da okula gitme konusunda sizinle çok zıtlaşıyorsa, bağımlı olmadığı ebeveyni ile gönderin.

·            Okula gitmek istemediği için onu eleştirmeyin, kızmayın. Hislerini anladığınızı düşünmek bile çocuğunuzun kaygılarını yatıştırır, unutmayın. Çocuğunuzu okula karşı uyum problemi yaşamayan çocuklarla asla kıyaslamayın.

·         Eve geldiğinde gün içinde yaşadıklarıyla ilgili konuşun, anlatmak istediklerini dinleyin ancak anlatmak istemiyorsa üst üste sorular sorarak onu zorlamayın.

·         Çocuğunuz bu süreçte okula neden gitmek zorunda olduğu yönünde bir soru yöneltirse kesinlikle okula gitmenin zorunlu bir durum olduğu yönünde bir cevap vermeyin. Zorunluluk dolayısıyla okula gönderildiği fikri çocuğun zihnindeki okul imajını kötü etkileyecektir.

*


Not: Bu makale, okula yeni başlayacak öğrenci velilerine bugün vermiş olduğum "Çocuğum Okula Başlıyor" isimli psikolojik eğitim seminerimde anlatmış olduklarımın makaleye dönüştürülmüş şeklidir.

Okula yeni başlayacak olan tüm öğrencilerimiz için hayırlı, mutlu ve başarı dolu bir eğitim-öğretim yılı olmasını Yüce Mevlamdan niyaz ediyorum.

Aşkla Kalın!

13 Eylül 2015 Pazar

Kişi Sevdiği İle Beraberdir

Insan eşref-i mahlukât (yaradılanların en şereflisi) olduğunun şuuruna varırsa değer verir kendine. Ahsen-i takvîm (en güzel suret) olarak yaratıldığının bilincindeyse sever kendisini. Kendisine verilen vaktin en büyük sermayesi ve dâhi hazinesi olduğunu bilirse kıymetini bilir ömrünün... 

Farkındalık lazım bize azîzim... Sormak lazım kendimize; kimlerle beraber olmak bize mutluluk veriyor? Hesaba çekilmeyeceklermiş gibi nefsî tercihleriyle vakit geçirenlerle mi, beş para etmez tv kanallarını izleyenlerle mi, incir çekirdeğini doldurmayacak kadar basit konuları tartışanlarla mı, bilmem ne marka kıyafetlerini, mobilyalarını, perdelerini konuşmaktan zevk alanlarla mı oturup kalkmayı seviyoruz? 

"Kişi sevdiği ile beraberdir" diyor Resûlullah Efendimiz sav. Kalplerimizi kimlerin, nelerin sevgisine açıyoruz? Neyin gayesiyle harcıyoruz ömrümüzü?

Gaflet sürmesi varsa gözde, zordur idrâk etmek bunları... Rabbim gafillerden eylemesin.. 

Ne yazdıysam kendimedir, nasibi olan varsa gelsin buyursun.. 

Vakt-i şerifler hâyr ola ahali!





Bu yazı bugünkü instagram paylaşımıma aittir. Beni instagramdan takip etmek isterseniz; yenilerkendinihayat

7 Eylül 2015 Pazartesi

Elini Vicdanına Koy!



Elinizi vicdanınıza koyun ve dinleyin! Sesini duyabiliyor musunuz?


Elimi vicdanıma koyduğumda, onu orada bulduğuma, onu hala duyabiliyor olmama seviniyorum. Peki ya onu unutanlar? Sesini kısanlar? “Belki de bu yüzden toplum olarak tarumar bir haldeyiz” diye düşünüyorum...





Peki insanda nasıl gelişiyor vicdan mekanizması?

İşte bebeklikten itibaren ahlaki ve vicdani gelişim basamakları:
 

0 - 2 yaş arasındaki bir bebeğin ahlaki davranışlar sergileme ya da davranışlardan ahlaki çıkarımlarda bulunma kabiliyeti henüz bulunmuyor. Ancak 2 yaşından sonra çocukta bir bencillik evresine giriş gözlemlemeye başlıyoruz. Bu evredeki bir çocuk çevresindekilerin merkezi olmak istiyor. Bu yüzden, bu yaş grubu ebeveynlerinden sıklıkla çocuklarının inatla kendi isteklerinin yerine getirilmesini istediklerini, bu isteklerini yaptırabilmek için de hırçınlıklara hatta bazen ağlama krizlerine ve ağlama nöbetlerine girdiklerini duyuyorum. Bu yaştaki bir çocuğun, etrafındaki insanların ne düşündüğünü onların maddi ve manevi durumlarını değerlendirmeksizin kendi istekleri konusunda inatçı ve bencil davranışlar sergilemesinin normal bir gelişimsel süreç olduğunu söylüyorum ebeveynlere sıklıkla.

6 yaşından itibaren çocukların davranışlarının içerisindeki ahlaki boyutunun büyük ölçüde otorite kaynağına bağlı olduğu gözümüze çarpıyor. Çocuk, yetişkinlerin -özellikle anne ve babasının kurallarının değişmez olduğunu düşünüyor. Bu yüzden, bu yaş çocuğunun davranışlarındaki ahlaki boyut, en çok da anne ve babasının kuralları ve çocuğun davranışlarına verdiği tepkiler çerçevesinde gelişiyor.

İlerleyen zamanlarda çocuğun davranışındaki ahlaki yargı otoriteye bağımlı ve tek yönlü olma özelliğini yitirmeye başlıyor. Çocuk kendi ahlaki davranışlarının sonuçlarını toplumsal değerler ve zorunluluklar açısından değerendirerek buna uygun davranışlar sergilemeye çalışıyor.

7 ile 9 yaş, çocukta düşüncenin uyandığı dönem. İşte tam da bu dönemde çocuklar ahlaki kavramları anlamaya, davranışlardan ahlaki çıkarımlar yapmaya başlıyorlar. Bunun en önemli nedeni, çocuğun zihin gelişimi açısından Somut İşlemler Dönemi’nden, Soyut İşlemler Dönemi’ne geçiş aşamasına ulaşmış olması. Bu dönemde çocuk, konuşarak kendini ifade etme, sebep sonuç ilişkisi kurma ve muhakeme becerilerine sahip olmaya başlıyor. 10 yaşından itibaren, iyi-kötü ve haklı-haksız kavramlarını ayırabilecek seviyeye kısmen ulaşmış duruma geliyor.

Bu çağdaki çocukların davranışlarını bu bağlamda düşündüğüm zaman, hemen hepsinin kendince ideal bir insan seçerek kendine rol-model edindiğini gözlemliyorum. İşte burada en önemli nokta, çocuğun kimi ve hangi davranışları kendine rol ve model olarak seçeceği. Bu evreyi takip eden ergenlik dönemi ile birlikte yirmili yaşların ortalarına kadar bir çok anlamda vicdan mekanizması kemikleşmiş vaziyetine erişmiş oluyor.

*

Mesleki tecrübemin henüz başındayım. Eğitim sektöründe 4. Yılına giren bir psikolog olarak gözlemlerim neticesinde söyleyebilirim ki, aileler okul öncesi gelişim konusunda artık daha bilinçliler. Çocuklarının gelişimsel yönden en iyi şekilde desteklenebilmesi için genellikle hem akademik,  hem de fiziksel açıdan en iyi fırsatları sunabilen okulları tercih ediyorlar. Ancak dikkatimi çeken önemli bir sorunları var bu ailelerin; çocuklarının bilişsel, fiziksel, sosyal ve diğer yönlerden desteklerken onların ahlaki ve vicdani gelişimlerini çoğu zaman göz ardı ediyorlar.

Çocuklar bu dünyadaki en iyi gözlemcilerdir. Yaptıkları gözlemler sayesinde kendi davranışlarına şekil verirler. Anne babası ve yakın çevresindeki insanların günlük hayat akışı içerisinde sergilediği tavırları, davranışları, sözleri ve diğer her şeyi gözlemleyen çocuk onları kendi zihin süzgecinden geçirerek kendince bir çıkarımda bulunur. Çocuklarının ahlaki ve vizdani yönden doğru ve ideal gelişim sergilemesini isteyen anne babaların –ve hatta çevresindeki herkesin- doğru konuşmak, doğruluğa önem vermek, haksızlığa tepki göstermek, haksızlık yapmamak, başkalarının duygularının farkında olmak ve empatide ulunmak, çevresel ve toplumsal olaylara duyarsız kalmamak, tarihi ve manevi şahsiyetlere gereken saygıyı ve hürmeti göstermek ve diğer evrensel değerleri ellerinden gelen en iyi şekilde temsil etmeleri gerekmektedir.

Gözünüz epey korktu öyle değil mi? Hatta bu satırları okurken “Oradan fetva vermek kolay, pratikte işler öyle yürümüyor Özlem Hanım” diyerek -kendi hatalı tavırlarına bahane üreten onlarca danışanım gibi- benzer tepki veriyor olabilirsiniz. Ancak önemli bir gerçek var unutulmaması gereken: Toplumsal olarak yaşadığımız bir çok problemin kaynağında, insanların sahip olduğu “vicdan mekanizması” yer alıyor. İşte bu mekanizma, bir nevi trafo merkez görevi görerek insan davranışlarındaki ahlaki yönü kontrol ediyor

Muhyiddin İbn Arabi Fütühât-ı Mekkiyye, Fusûsu’l Hikem gibi eserlerinde sıklıkla vicdan meselesi üzerinde duruyor. Onun düşüncelerini okuyunca şunları anlıyorum: Vicdan bizi “müteale”  yani daha yüce bir varlığa, bilinenlerin en üstününe yani Allah’a bağlıyor ve oradan besleniyor. İnsan, iyilik ve güzellik adına zaten tüm hasletleri bedeninde ve ruhunda  tecelli ettirecek şekilde donatılarak yaratılmış. Vicdan da bu mükemmel donatının parçaları arasında –yalnız diğerleri gibi o da nüve yani çekirdek şeklinde. Her şeyden önce geliştirilip, büyütülmeye ihtiyacı olduğu unutulmamalı.

Tüm diğer akli melekelerde olduğu gibi, vicdan mekanizmasının da her insanda farklılık gösterdiği aşikâr. Nasıl ki zeka gelişimi genetik ve çevresel süreçlerden doğruca etkileniyorsa, aynı şey vicdani gelişim için de geçerli. Doğuştan getirdiğimiz vicdan sistemi, sonradan eklenen terbiye, görgü ve gelenekler, aile ortamı, toplumsal normlar, dini ve manevi diğer tüm değerlerle şekillenmeye devam ediyor. Doğuştan kısıtlı olsa bile sonradan eklenecek olanlar sayesinde çok güçlü bir vicdan mekanizmasına sahip olunabileceği gibi, doğuştan gelen güçlü ve sağlam bir mekanizmanın, sonradan eklenen kötü ortamla, yanlış eğitimle yahut ihmalkarlıkla kişide haksızlık, yalan, suç, şiddet ve diğer tüm kötülük potansiyellerini arttırdığının altını özellikle çizmek isterim.

İbn-i Haldun’un dediği gibi “Coğrafya kaderdir” ancak bu coğrafyada yaşayan insanların sahip olduğu ahlak ve vicdan mekanizmaların niteliği bu meselenin tamamen dışında bana kalırsa. Ülkemizde ve coğrafyamızda son dönemde yaşananların, çekilen acıların ve göz yaşı dökenlerin asli sebeplerinden biri vicdan erozyonuna uğramış kişiler değil mi? Var mı itirazı olan bu fikrime?

Eğitimle hemhâl olan bir psikolog olarak buradan -tüm anne babalar ve eğitimciler başta olmak üzere- herkese sesleniyorum: Lütfen çocuklarımızın zekasını ve diğer gelişimsel kabiliyetlerini arttırmak konusunda sergilediğimiz çabayı onların ahlaki ve vicdani mekanizmalarını geliştirmek için de sarf edelim.

Bakın tam da bu noktada, aynı zamanda üniversitede kendisinden ders almakla müşerref olduğum hocam Adem Güneş şöyle diyor: "Bir çocuğun iç disipline sahip olabilmesi için, vicdan mekanizmasının düzenli ve tıkır tıkır işlemesi, kalbini ve duygularını hissetmesi gerekir." (Adem Güneş hocamın "Çocukluk Sırrı" başta olmak üzere diğer tüm kitaplarını gönül rahatlığıyla tavsiye ediyorum)

Yine kıymetli üniversite hocalarımdan Prof. Dr. Kemal Sayar’ın şu sözlerine yer vermek isterim: “Vicdanın sesini kısan unsurlara dikkat edin. Çocuklar normal şartlarda kendi dünyalarında karşılaşma ihtimalleri çok düşük imgelerle farklı bir gerçeklik kurar hâle geldi. Bunun yanı sıra, televizyonda şiddet içerikli, güvenilmez insanları, aldatmaları, yalanları izleyen çocuk, şiddeti uygulayan ya da şiddeti gören kişiyle özdeşim kurabiliyor. Çizgi filmler, sanal oyunlardaki süper kahramanlar, şiddetten zarar görmeyen insanların varlığına inandırıyor onları. Böylelikle arkadaşlarına kolayca zarar verebiliyorlar.”



Dilerim yaşanan tüm acılar, üzüntüler bir gün sona erer. Şehit ailelerine Allah’tan sabr-ı cemîl diliyor, Kuran-ı Kerim’den iki ayetle yazıma son veriyorum inşaAllah.

“Her bir nefse (ruha) ve onu düzenleyene, sonra da ona hem kötülüğü, hem de ondan sakınmayı ilham edene and olsun ki, onu (ruhunu) kötülüklerden tertemiz yapan muhakkak, felah buldu. Onu alabildiğine kötülüklere batırıp günah ile örten ise elbette hüsrana uğradı." ( Şems Suresi – 7.8.9. ve 10. Ayet-i Kerimeler)

“Allah yolunda öldürülenleri sakın ölü sanmayın. Bilakis onlar diridirler; Allah’ın, lütuf ve kereminden kendilerine verdikleri ile sevinçli bir halde Rableri yanında rızıklara mazhar olmaktadırlar. Arkalarından gelecek ve henüz kendilerine katılmamış olan şehit kardeşlerine de hiçbir keder ve korku bulunmadığı müjdesinin sevincini duymaktadırlar. Onlar, Allah’tan gelen nimet ve keremin; Allah’ın, müminlerin ecrini zayi etmeyeceği müjdesinin sevinci içindedirler. “ (Âl-i İmrân, 169. 170. Ve 171. Ayet-i Kerimeler)

Aşkla Kalın!



BLOG DESIGN-Değmesin Yağlı Boya