İstanbul Çıkartmalarım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İstanbul Çıkartmalarım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Mayıs 2014 Cumartesi

İstanbul Çıkartmalarım - 4 - Topkapı Sarayı

Vatanımız Türkiye toprakları tam anlamıyla bir "medeniyet beşiği". Her bir şehrimizin kendine has özelliği ve muazzam bir tarihi var. Ama içlerinde bir tanesi var ki tarih boyunca uğruna nice savaşlar yapılmış: İstanbul.

Bilirsiniz, Yüce Nebi, Hz. Muhammed Mustafa (sav) Efendimiz'in İstanbul'un fethini müjdeleyen bir Hadis-i Şerif'i vardır. Şöyle buyuruyor Peygamberimiz: (mealen) "İstanbul mutlaka fethedilecektir. O'nu fetheden komutan ne ulu komutandır, O'nu fetheden asker ne güzel askerdir."

İstanbul'un biz müslümanların yurdu olması başlı başına bir mucize ve ilahi bir lütuf. Böylesi güzel bir şehri hakeden bir ceddimiz vardı ama kendimiz için aynı şeyi söyleyemeyeceğim maalesef. Birçok konuda olduğumuz kadar kendi tarihimizi korumak konusunda da oldukça nankör ve aciziz.

Belki bu cümlemi fazlaca ağır bulacaksınız ve bana sitem edeceksiniz. Ama emin olun, İstanbul bir başka Avrupa ulusunun şehri olsa, zerresine zarar gelmesin diye gözlerinden sakınarak korurlar. Zira altı ayrı ülke ve onlarca şehir gezmiş bir insanı olmama rağmen, onca ülke arasında İstanbul kadar güzelini henüz görmedim. İstanbul'un tırnağı etmeyecek nice şehirler var -ki görseniz nasıl korunduğunu-  oturup kendiniz isyan edersiniz.

İşin aslı, İstanbul'u mesken edinenlerden ziyade dışarıdan gelenler daha iyi biliyor. Yıllardır İstanbul'da oturmasına rağmen etrafındaki mekanları, tarihi yerleri ve saymakla bitirilemeyecek nice güzellikleri henüz görmemiş olanlar var. Mesela bir arkadaşım -doğma büyüme İstanbul'luydu kendisi- henüz Topkapı Sarayı'nı görmediğini söylemişti. Ne acı!

Ben ki üniversiteyi bu şehirde okuyabilmek için gecesini gündüzüne katmış bir lise öğrencisiydim. Sonsuz kere hamdolsun ki Rabbim bana dilediğimi en hayırlı bir şekilde nasip etti. Üniversiteye hazırlanırken çekmiş olduğum sıkıntılar, yerini İstanbul'da olmanın verdiği mutluluğa bıraktı. Klasik bir yay burcu olmamdan mütevellit, henüz birinci sınıftayken İstanbul'un yarısından fazlasını gezmiştim zira. 

2007den beri İstanbul'da yaşıyorum. Üniversite'yi bitirdikten sonra bile dönemedim memleketime. İstanbul'un havasını soluyan, suyunu tadan bir daha dönemiyor sanırım. Tabii bu işler biraz da nasip. Benim henüz yiyecek ekmeğim varmış demek ki. Allah nasibimizdeki rızkı bağlayana kadar buradayız biiznillah.

Tesettürlü bayanlar beni iyi anlarlar. Havaların 25 derecenin üstüne çıkmaya başladığı aylar zorlar biz hanımları. Muhakkak ki ahiretteki nimeti, bu dünyadaki külfetinden aladır ancak çok zaruri olmadıkça dışarı çıkmak, çıkdıysak da saatlerce gezmek istemeyiz. Ancak yerini yaz aylarına bırakmaya hazırlanan Nisan ve Mayıs ayları gezmek için en ideal zaman dilimi. Hava küfür küfür, güneş göz kırpıyor, ağaçlar yemyeşil, kuşlar cıvıldaşıyor... Ehh madem boş zamanınız da varsa, alın sevdiklerinizi yanınıza, gidin ve henüz görmediğiniz yerleri dünya gözüyle bir görün. Malum hayat çok kısa, müslümanca yaşamak ve tadını çıkarmak lazım :)

Henüz gitmemiş olanlarınız yahut evvel zaman içinde gitmiş ancak hatıraları tozlanmış olanlarınız için bir gezi günlüğü daha yayınlıyorum. Tarihi Yarımada cıvıl cıvıl şu aralar, hazır turistler istila etmeden güzide İstanbul'umuzu, gezi planlarınızı yapın ve bir an önce gezmeye başlayın derim :)

Çekmiş olduğum resimler bilhassa Topkapı Sarayı'nın çevresinden. Malum, içinde fotoğraf çekmek yasak. Etrafındaki peyzaj düzenlemeleri o kadar hoş ki, çiçek böcek fotoğraflamaktan kendimi alamadım resmen :)























24 Nisan 2013 Çarşamba

İstanbul Çıkartmalarım - 3 - Beylerbeyi

Hava ister yaz ister kış; ister kavurucu sıcaklar isterse sırılsıklam yağmur olsun, gezmeyi seven bir çelebi için her yol İstanbul'dur :)

Kendim gibi gezmeyi seven bir dostum olduğu için ayrıca şükrediyorum. Yoksa birçoğu için bu ızdırap halini alabilirdi ama bizim için keyifli bir günden çok daha fazlası oldu.

Bu seferki gezimizin asıl durağı Beylerbeyi oldu. Sabahın erken saatlerinde Çengelköy'de buluşuldu, evimizden getirdiğimiz kahvaltılıklarla Çengelköy Çınaraltı'nda güzelce bir kahvaltı edildi ve gezimize başlandı.

Burada eklemek istediğim önemli bir ayrıntı var. Çengelköy'deki Çınaraltı adlı mekana dışarıdan istediğiniz kadar yiyecek getirebiliyorsunuz ancak sadece içecek getirmek yasak. İçecekleri müessesenin kendisinden temin ediyorsunuz. Mekan haftasonu olmasının da etkisiyle tıklım tıklımdı ve içeri giren insanlar boş masa bulamayınca, içeriden birileri kalkana kadar bekliyorlardı. Her ne kadar benim ilk tanışmam olsa da burası İstanbulluların en uğrak mekanlarından biriymiş, ben de muhterem dostum sayesinde öğrenmiş oldum :)

Yağmur yağıyor olsa da otobüse binmek yerine Beylerbeyi - Kuzguncuk - Üsküdar şeriti boyunca yürüdük ve birçok mekanı görme ve fotoğraflama imkanına sahip olduk.

İşte o keyifli güne ait fotoğraflardan birkaçı:

Beylerbeyi Cami



Beylerbeyi iskelesinden



Hamid-i Evvel Camii



Beylerbeyi'nde sevdiğim mekanlar



Çok sevimli bulduğum bir dükkan, arabalar çok güzel göründü gözüme :)



Beylerbeyi İskelesi



Beylerbeyi'nde dar bir sokak arası, bayıldım burayı görünce, hiç çıkasım gelmedi desem abartmış olmam :)




Sabancı Polis Evi'nden görünen manzara



Beylerbeyi Parkı



Kuzguncuk cami ve Ermeni Surp Krikor Lusaveriç Klisesi. İkisinin yanyana olması ne kadar güzel bir görüntü değil mi? 
Ermeni Klisesi kendisine ait olan arazinin bir kısmını zamanındaMüslümanlara camii yapmaları için vermiş ve sayelerinde böyle güzel bir görüntü ortaya çıkmış. Bize de bunu görüntülemek düştü :)


Fethi Paşa Korusu








 Yeni bir İstanbul çıkartmasında görüşmek ümidiyle...

Sevgilerimle.

İstanbul Çıkartmalarım - 2 - Emirgan Korusu

İstanbul'da havalar güzelleşince, benim için yapılabilecek en güzel şeylerden biri gezmektir. Kapalı alanlarda, kafelerde vs vakit harcamak yerine, doğayla, denizle iç içe olan mekanların havasını teneffüs etmek kadar beni mest eden başka birşey yok gerçekten...

Nisan ayı gelince İstanbul'da lale mevsimi başlar. Nisan ayının başında ekilen binlerce laleleriyle İstanbul'luların gözbebeği olan Emirgan Korusu'nu gezdik muhterem dostum ile. Öyle kalabalıktı ki çay bahçesinde oturacak yer bulmak için beklemek zorunda kaldık resmen.

Ama manzarasıyla ve doğal güzelliğiyle Emirgan vazgeçilmezlerimizin arasında yerini aldı. Öyle ki, aynı ay içerisinde iki defa gezdik, dolaştık.

Hala Emirgan Korusu'nu görmediyseniz, yahut bu yıl ziyaret etmediyseniz şiddetle öneririm çünkü son gidişimizde laleler eski canlılığını yitirmek üzereydi. Buna rağmen yine tıklım tıklımdı. Eşini dostunu, çoluğunu çocuğunu toplayıp gelmiş İstanbul ahalisi.

Bize de bu manzaraların keyfini çıkarmak ve fotoğraflamak düştü :)

İşte gezimizden birkaç fotoğraf.




 

31 Mart 2013 Pazar

Istanbul Çıkartmalarım - 1 - Tarihi Yarımada


Ağır geçen faranjitim ve kesilen sesim dolayısıyla annem ve kız kardeşim benimle ilgilenmek için İstanbul’a geldiler  :) İyi ki de geldiler çünkü çalışıp eve geldiğinizde, girer girmez mutfakta pişen yemek kokularını duymak kadar güzeli yokmuş  :)

Bundan tam altı yıl önce, İstanbulda üniversite kazandığım zamanlarda tanışmışlardı ailem bu şehir ile… Benim dışımda aileden kimse İstanbul’u pek sevmez ama ben İstanbul sevdalısı olduğum için üniversite bittikten sonra yine burada kalmayı ve çalışmayı tercih ettim. Artık çalışan bir bayan olarak, ailemi kendi evimde ağırlamak gerçekten çok farklı hissettiriyor bana. Her ne kadar annem geldiğinde evimin düzenini kendine göre değiştirse de, O’nun elinin değdiği her yer, bana kendi baba ocağımı anımsattığı için büyük mutluluk veriyor.

Bir önceki postumda paylaştığım alternatif tıp yöntemleri ve ilaçlarım sayesinde hafta sonuna gayet dinç ve enerjik başladım. Sabah kahvaltımızı evimizde güzelce yaptıktan sonra üç bayan düştük İstanbul yollarına... En başta bile bile lades dedik çünkü gezimizin büyük bir kısmını tabanvay kullanarak yapacaktık nasılsa  :)

Öncelikle Taksim – İstiklal Caddesinden başladık gezimize…  İstiklal kıpır kıpır, capcanlıydı. Hava öyle güzeldi ki, güneşi gören İstanbul ahalisi dökülmüş İstiklal yollarına… Şarkı söyleyen sokak şarkıcıları ve o kalabalığın gürültüsü bile insana İstiklali sevdiriyor bence. İstiklal Caddesinden Karaköy’ e kadar inip, Galata köprüsünde resimler çekindik birlikte. Oradan Eminönü Yeni Camii’ye geçip öğlen namazlarımızı eda ettik. Anne eli değmiş köfte ekmeklerimizi deniz manzarası karşısında yedikten sonra tramvay hattı üzerinden Gülhane’ye yürüdük.
                                            

Gülhane Parkı girişinde süt mısırlarımızı da alarak parkı gezmeye başladık. Öyle kalabalıktı ki sanki güneşin kendisini göstermesini beklemiş gibi dökülmüş yollara herkes... Çimenlerde oturan onca insanı görünce biz de çevreciliği bırakıp serildik yemyeşil çimenlerin üzerine. Yeni dikilen lalelerin ve ağaçlarda açan çiçeklerin mis kokusu sayesinde, “İyi ki gelmişiz” dedik bir kez daha…
                                           
Gülhane’den sonra Sultanahmet Meydanı’na kadar yürüdük ve yine namaz molası verdik. Meydan öylesine hareketliydi ki tüm kıtalardan turist kafilesi görmek mümkündü neredeyse… En son gittiğimde yapımına devam edilen fıskiyeli havuz tamamlanmıştı. Yeni haliyle Sultanahmet Meydanı daha modern ve daha gösterişli bir hale bürünmüştü. Tabii fotoğraflamayı da unutmadık  :)
                                          
                                  

                                             
                                             
                                     
                                             



En son durağımız Beyazıt – Kapalı Çarşı idi. Kapalı Çarşı içinde hepimizin en çok dikkatini çeken dükkanlar kuyumcular oldu elbette  :) Benim takı merakım annemden geçmiş sanırım, takıp takıştırıp çıkarım markete bile gitsem. Kapalı Çarşı’daki altınları, o kemerleri, hasır bileklikleri görünce başım döndü desem abartmış olmam. Aşiret gelini olasım geldi bir an için :p

Akşam namazını geçirmemek adına tekrar Eminönü’ne döndükten sonra, akşam saati daha bir güzelleşen boğaz manzarasıyla birlikte koskocaman bir güne daha elveda diyerek, uzun bir otobüs yolculuğuyla bu güzel gezimizi sonlandırdık biz de…

Ve şimdi böyle bir post ile bloğumda, fotoğraflarıyla bilgisayarımda, hatıralarıyla ise zihnimde güzel bir hatıra olarak kalacak artık :)

En içten sevgilerimle...


BLOG DESIGN-Değmesin Yağlı Boya