24 Kasım 2015 Salı

Hoşçakal Ömrümün İlk Çeyreği!



"Ufak bir kız çocuğuyken, en büyük hayallerimden biri 17 yaşında olabilmekti. 



Keşke her hayalim bu kadar hızlı gerçek olsaydı :)



" O zamanlar, biri bana "Bırak 17 yi, 25i göreceksin" deseydi, muhtemelen gözümde bu yaşı fazlasıyla büyütüp, 25 yaşımdaki halimi hayal etmeye çalışırdım... 



İnanın, hayat öyle hızlı bir şekilde geçiyor ki... Ben bile bu kadarını tahmin etmiyordum :)



 Neyse efendim... Lafı dolandırıp anlattığımın farkındayım.. 



Demek istediğim odur ki; bugün benim doğum günüm. 25 yaşıma kadar her koşulda beni karşılıksızca seven, en ihtiyaç duyduğum anlarda her zaman yanımda olan ve bana her konuda en büyük desteği veren ailem... En başta onlara büyük bir şükran, ve böylesine sevgi dolu bir aile ortamında yetişmemi nasip ettiği için Allah'a içten bir şükür borçluyum ... 



Sahip olduğum her türlü nimet için; ailem ve akrabalarım için, sağlığım için, huzurum için, sevdiğim ve bana verdikleri sevgiyle, muhabbetle, dostlukla, arkadaşlıkla hayatımı bir şekilde güzelleştiren ve anlamlandıran herkes için... Görebildiğim gözlerim, duyabildiğim kulaklarım ve çıkan sesim için... Herşey için bunları veren Rabbime hamd-ü sena... 



 Umarım yeni yaşım hayır ve mutluluk getirecek, beni sahip olmam gereken özle buluşturacak ve benim daha iyi, daha mutlu, daha huzurlu ve daha güçlü bir ben olmamı sağlayacak; ve tüm bunlar gerçekleşirken, bu süreçte yaşadığım huzur ve mutluluğu, hüzün ve kederi paylaşabileceğim nice güzel kalbi benim kalbimle birleştirecek harikulade bir yaş olur... 



Iyi ki dilemişsin, iyi ki anneme beni doğurmayı nasip etmişsin ve iyi ki de yaşamama fırsat vermişsin Allah'ımm..."
*

Bu yazıyı hatırlayanlarınız olacaktır muhakkak, bundan tam bir yıl önce, 25. yaş günümde yazmıştım. Bir yıl sonra, yeniden okudum yazdıklarımı. Düşündüm tekrar, tekrar ve tekrar...

Hayatımda ne çok şey değişmiş şu son 1 yıl içerisinde. Bu yazıyı yazdığımda İstanbul'daydım; şimdi Bursa'da, ailemin yanındayım. Yaşadığım onca zorluğun ardından, ömrümün ilk çeyreği geride kaldı Allah'ın izniyle. Elbet imtihânlar devam edecek. Zaten dünyada var olmamızın bir gayesi de imtihâna tabii tutulmak değil mi? Ama bu imtihân dünyasında, son nefesime kadar yanında, yanıbaşında olmayı istediğim insanı bu yaşımda bulmayı nasip etti Rabbim. Bu yüzden 25. yaşım benim için çok ama çok kıymetli, sonsuz kere 'Elhamdülillah'.

Bu hisleri tarif edebilmek öyle zor ki... Ne ben mâhirim ifade edebilecek kadar kendimi, ne de kelimeler o mânâyı yüklenebilecek kadar... Yalnız şu hususu bizzâtihi belirtmek isterim; imanın tadını bulmak hakikaten karşındakini Allah'ın rızâsını gözeterek sevmekle oluyormuş, bildim. Allah'ın rızâsını gözeterek sevince, daha iyi bir insan, daha iyi bir evlat, daha iyi bir kardeş, daha iyi bir arkadaş, en önemlisi daha iyi bir kul olma yönünde üstün bir çaba gösterebiliyormuş insanoğlu. 

Tam 7 aydır bir Ademoğlu'na ait harikulâde bir sevda neşv-ü nemâ bulmakta yüreğimde. Tam 7 aydır, sadece ikimizin duyabildiği bir sevda türküsü mırıldanıyoruz an be an, gün be gün, ay be ay... Tek dileğimiz bir olmak, beraber olmak iki cihânda...Dualara icâbet eden Rabbimiz, "El-Mucib" ism-i şerifi hürmetine kabul buyursun inşâAllah...

İki farklı ailede yetişen iki farklı insanın çıktığı bir yolculuk bizimkisi. Farklı fıtratlarda yaratılmışız. Öte yandan, öyle çok ortak yanımız var ki. Bir insanı tanıma süreci çok ama çok farklı. Apayrı bir lezzet.. Apayrı bir haz.. Konuşmadan sadece gözünün içine bakarak aslında ne hissettiğini anlayabilecek evreye gelmek büyük bir nimet... İki kişi başladığımız bu yolculukta, kendi ailelerimizi de yanımıza alarak kocaman, büsbüyük güzel bir aileye dönüşmek öyle güzel bir mutluluk ki... Biz bu sevinçleri yeni yeni tadıyoruz şükürler olsun... Bolca dua ediyoruz birbirimize, bolca şükrediyoruz ahvâlimize...



Velhasılı, çok seviyorum... Sevdikçe güzelleşti ruhum, benliğim, hissedebildiğim tüm varlığım. Kendimi bir çift yeşil gözdeki yansımadan seyretmek muazzam bir his. Bir çift yüreğin içinde, Allah-u Teala'nın "El-Vedud" (c.c)  ism-i şerifinin tecelli bulmasını idrâk etmeye çalışmak hele.. Rabbim hâlis niyetle hayır dileyen herkese, bana nasip ettiğinden fazlasını, güzelini ihsân etsin dilerim..

Allah her şeye kadirdir sevgili okuyucu. Belki bu okuduğun ilk yazımdı, belki daha önceden beri aşinâlığın vardı kalemime ancak şu aralar başka birine evriliyor bu bloğun sahibesi. Sık sık gözleri yaşarıyor, sürekli dua ediyor.. Daha çok gülümsüyor, daha çok şükrediyor, daha çok sabrediyor... Yaşadığı bu hayatı, sevdiğiyle birlikte paylaşmaktan büyük bir keyif alıyor. O yüzden, buraya eskisi kadar vakit ayırmak içinden gelmiyor. Çünkü hikayesini dinleyecek nadide bir yürekle, hayırlı bir yolculuğa çıktı kendisi...

Tek bir ricası var senden sevgili okuyucu, benim için dua eder misin? 

Rabbim yuva kuracak herkesin yâr ve yardımcısı olsun. Hayırlı işlerimizi hayırla tamamına erdirsin. Kötü niyetli, kötü fikirli, kem gözlerle bakan insanlara fırsat vermesin inşâAllah... Duam ve aminim odur ki, birbirini Allah için seven herkes, iki cihânda bir ve beraber; mesut, bahtiyâr, sefayâb ve müjdâd olsun dilerim... 

Bir maşallahınızı esirgemezseniz ayrıca bahtiyâr olurum.

 
Aşkla Kalın!


20 Ekim 2015 Salı

Yaz Dostum!

Dün. 

 Eve dönüş yolundayız. 

Haftanın ilk iş gününü kazasız belasız tamamlamanın sürûru içerisinde yol alıyoruz. 

Servis şoförü amcayla yine bir muhabbet konusu bulmuşuz. 

Diyor ki bana "Hocam, insanları anlayamıyorum çoğu zaman. Üç günlük dünyada neyin kavgasını ediyorlar? Kim, ne götürebilmiş ki bu dünyadan? Nedir bu açgözlülük?" 

 

Bu sabah. 

Yeniden karıştırıyorum Cibran'ın "Ermiş"ini. Gözüm o satırları arıyor. 

 İşte. Oradalar: 

" Bolluğu yeryüzünün armağanlarını birbirinize  alıp vermekte bulacak, hoşnut olacaksınız. Ancak sevgiyle ve müşfik bir adaletle yapılmazsa bu alışveriş, kimilerini açgözlülüğe sürükler, kimilerini de açlığa. (...) Malınızdan mülkünüzden verdiğinizde pek fazla bir şey vermiş sayılmazsınız. Gerçekten vermek kendinden (⚠) vermektir. Çünkü mal mülk, bir gün gerekeceği endişesiyle alıkoyup sakladığınız şeylerden başka nedir? Yokluk korkusu yoksunluğun bizzat kendisi değil midir? Kuyunuz suyla doluyken çekilen susuz kalma korkusu değil midir asıl giderilemez susuzluk? (...) Bir de aza sahip olup hepsini verenler vardır. Bunlar yaşama ve yaşamın cömertliğine inananlardır ki sandıkları hiç boş kalmaz." 

 

Ve bir ayet-i kerime'nin ihtarı ile büsbütün irkildi yüreğim: "Ey İnsan! Seni yaratan, şekillendirip ölçülü yapan, dilediği bir biçimde seni cömert Rabbine karşı seni ne aldattı?" (İnfitâr Suresi - 6. Ayet-i Kerime)


Cibran'ın söylediğinden bir ufak farkla şöyle dua etmek geliyor içimden: "Ey Rabbimiz! Bizleri, kendi lütfundan verdiğin nimetlere karşı cimrilik ederek yüz çevirenlerden değil, Senin cömertliğine inanarak sandıkları dolup taşanlardan eyle. . Amin. " 

 

Fotoğrafa gelince: 

Bilemediğim herhangi bir zamanda, insanların sahip olmak için kendini paraladığı (!) ve ismine de"para" denilen, şimdilerde antikacılarda arz-ı endâm eyleyen bu metaller objektifime poz verirken Barış Manço'nun bir şarkısıydı zihnimde çalınan: 

"Yaz Dostum! Kimse göçmez bu dünyadan mal ile..." 

*

Vakt-i şerifler hayr olsun inşâAllah. Es-Selâm!

2 Ekim 2015 Cuma

Hoşgeldin Ekim!

 

 

Bahar gelince açan çiçeklerin nasıl ki eşsiz rayihaları var, biten baharla dalından kopan yaprakların da süzülüşlerinin ve rüzgarla oynayışlarının da öyle eşsiz bir musikisi var. 

Sonbahar hazan mevsimi derler, hüzünlendirir derler. İnanmayın. "Neşv-ü nemâ bulamaz düşmeyicek hâke nebât / Mütevâzı olanı rahmet-i Rahmân büyütür." Bir tohumun yeniden dirilmesi, yeşerip büyümesi için toprağa düşmesi gerekir. Mütevâzi olup, başını yere indirince büyür Allah'ın rahmeti. 

 Mütevâzi sonbahar.. Ağaçlar, nevbaharda neşv-ü nemâ olan çeşit renkteki çiçeklerini, meyvelerini, hatta kıyafetsiz kalma pahasına yapraklarını dahi usulca iade ediyor.. Çünkü itaat ediyor kendisinden rahmet gelenin emrine... 

 Ekim ayı hoş gelsin, sefâlar getirsin. Hoşnut olmadığımız hasletlerimiz kuru yapraklar gibi dökülsün üzerimizden... Tefekkürümüz artsın, şükrümüz ziyâdeleşsin, güzelleşsin inşâAllah.

 Sevdiklerimizle nice mutlu baharlara erişmek duasıyla, es-selâm!

29 Eylül 2015 Salı

Kitap Kokusu: Su Üstüne Yazı Yazmak



Lisans eğitimim boyunca onlarca hocadan ders aldım; bir kısmını sevdim, bir kısmından hiç hazetmedim. Ama kendi bölümümden iki hocam vardır ki hâlâ hayırla yâd ederim. Ilki ve benim için en kıymetlisi Osman Tolga Arıcak'tır. 

 

Benim çocuklara olan yönelimim dolayısıyla ikinci sınıfta tanışmıştık, kendisi çocuk psikolojisi üzerine seçmeli dersler veriyordu. Benim Hollanda'ya gideceğim yıl, Radboud'ta okuyacağım dersleri seçmemde büyük yardımı dokunmuştu. Türkiye'de hâlâ birçok üniversitenin psikoloji bölümünde verilmeyen dersleri almam yönünde bana cesaret ve destek veren kendisidir, Allah râzı olsun.. Bana sürekli "Sen kesinlikle bu alanda çalışmalısın, istidatını sakın yetişkinlerle çalışarak hebâ etme" derdi. 

Canım hocam.. Nasıl nazik ve nasıl naif bir beyfendidir size anlatamam.. Hitap ederken ön-ek son-ek kullanarak "Sevgili .." ya da "... Hanımefendi" diye hitap ederdi. Daima güleryüzlü, daima sevecen, daima yol gösterici ve can-u gönülden öğretmeyi seven, idealist bir hocaydı. O kadar sevilir ve takdir edilirdi ki, üniversite akademik kadrosuna yeni katılmış olmasına rağmen ikinci yılında bölüm başkanı olarak seçildi. 


Özellikle mezun olma evresinde, kariyer belirlemedeki kafa karışıklığımı aşabilmem adına bana öyle çok destek oldu ki... Psikoloji okuyanların genel ütopyalarından biri olan "Ben klinikçi olucam" saplantısından sıyrılmamı, hem hizmet edebileceğim, hem beni en çok mutlu eden şeyi yani çocuklarla birlikte olabilmemi ve mesleğimi keyifle icra edebilmemi sağlayacak aklı veren hocalarımdan biridir. 

Kendisinin, Harvard'ta misafir eğitmen olarak ders verdiğini biliyordum en son ama şimdi prof.luğunu almış bir hoca olarak Hasan Kalyoncu Psikoloji Dep. da görev yapıyormuş. Oradaki öğrenciler pek şanslı vesselâm.. 

Gelelim ikinci isme... Psikoloji son sınıfta tanımakla müşerref kılındığım kıymetli hocam Muhyiddin Şekûr.. Üniversitemize o yıl davetli eğitmen olarak gelen Şekûr'dan bir yıl boyunca Approaches to Family Psych. yani Aile Terapisi Yaklaşımları dersi almıştım. Hoş, dersin başında sadece bir yaklaşımı derinden inceleyeceğimizi söylemişti. O da, Virginia Satir Modeli Aile Danışmanlığı yaklaşımıydı. 

 

 (Pedagoji, çocuk psikolojisi yahut aile danışmanlığı konularına ilgili olanları, bu yaklaşım modeline ayrıca göz atmalarını tavsiye ederim, Satir'in öncülüğünde geliştirilen yaklaşımlar hâlâ tüm dünyada takip edilen ve uygulanan en etkili yöntemlerden biri..) 

Resimden de anlaşıldığı üzere yeni kitabım Muhyiddin Şekûr hocamın kitabı "Su Üstüne Yazı Yazmak". Kendisini tanıma şerefine ve tasavvuf yolundaki serüvenini bizzatihi kendinden dinlemiş biri olarak şanslıyım vesselâm. Yine kendisi de Osman Tolga Hocam kadar nazik ve naif bir beyfendiydi.. Ve çok da sempatikti, o siyahi yüzünde cam gibi parıldayan gözleriyle, gülerken ışıldayan o gülümsemesiyle dimağımda hala canlıdır hatırası..

 Şimdi.. Şekûr'un kendisini tanıdığım yılda okuduğum bu kitabını yeniden okumak niyetim. Üzerinden dört yıl geçti, kişisel gelişimim adına nice yollar katettim; şimdiki benliğim, idrâkim ve şuurumla, kendi içsel yolculuğumda geldiğim noktadan yeniden okumak, mânâ arayışıma yeni bir boyut eklemek istedim.. 

Uzunca bir yazı oldu, okuyup sonunu getirebilen, yüreği iyiliklere, güzelliklere râm olmuş arkadaşlarımın, sevdiklerimin gözleri her türlü elemden ırak olsun inşâAllah. 

Varoluşumuzun mânâsını idrak edebilme yolunda her daim gayret sarfeden ve bu cihette rızkı geniş tutulanlardan olabilme duasıyla, vakt-i şerifler hâyr olsun, es selâm!

*

Bu yazı önceki instagram paylaşımlarımdan biridir. Beni instagramda takip etmek isterseniz: yenilerkendinihayat

16 Eylül 2015 Çarşamba

Çocuğum Okula Başlıyor!





Hummalı okula hazırlık çalışmaları yavaş yavaş tamamlanıyor. Yeni kıyafetler, çantalar; rengarenk kırtasiye malzemeleriyle çocuğunuzun okula hazır olduğunu düşünüyorsunuz. Peki çocuğunuzun okula başlamasına siz hazır mısınız?

Çocuğunuzun okula başlama sürecinde rahat bir tavır sergilemesi ve yaşayabileceği olası sorunların üstesinden kolayca gelebilmesi için siz ailelere düşen bazı görev ve sorumluluklar yer alıyor. Çünkü çocuğunuzun bu süreçte rahat olması ve sorunları kolayca atlatabilmesi çocuğunuz için olduğu kadar sizin için de önemli bir uyum göstergesidir.

Çocuğunuzun okula başladığı ilk günlerde yaşadığı kaygı olağandır. Bu kaygı zamanla azalır ve okula uyum süreci sağlıklı bir şekilde tamamlanmış olur. Ancak bazı durumlarda bu kaygı artarak devam edebilir.

Okula uyum sürecinde çocuklarda bazı davranışlar gözlemlenir. Bazı çocuklar okula gayet ilgili ve rahat başlıyorken, bazı çocuklar ilk gün ya da ilk hafta istekli başlayarak sonrasında okula sürekli gelecek ve uyması gereken kural ve sorumluluklarının farkına vararak tepki gösterebilirler. Bazı çocuklar ise baştan itibaren anne ve babasından ayrılmak istemeyebilirler.

Okula başlayıncaya kadar geçen süre içinde sadece ev ve aile ortamına alışkın olan bir çocuk için, yeni bir ortama adapte olmak zordur. Çocuğun yeni bir sosyal ortama adapte olurken “Evim okula yakın mı?” , “Annem babam beni almaya gelecek mi?” , “Hiç kimseyi tanımıyorum!”, “Ne çok kural var!” , “Ya tuvaletim gelirse?” ya da “Ya sınıfımı bulamazsam” gibi kafasında bir çok kaygı dolu sorular olur.


Peki bu dönemde çocuğunuza nasıl davranmalısınız?


·         Öncelikle çocuğunuza okulla ilgili bilgi verin. Okulun her gün gidilmesi gereken oyun, arkadaş ve eğitim yeri olduğunu ve orada keyifli vakit geçirebileceğiniz özellikle vurgulayın.Çocuğunuza yetişkinlerin her sabah işe, çocukların da okula gitmeleri gerektiğini söyleyebilirsiniz.

·         Çoğu ebeveyn çocuklarının okula başlama süreci konusunda çocuklarından daha fazla kaygılıdırlar. “Daha çok ufak, ezerler” ya da “Benden nasıl ayrılacak, daha önce hiç ayrılmadık” şeklinde cümleleri onun yanında paylaşıyorsanız, çocuğunuz kendi durumu için endişelenmesi gerektiğini düşünür. Bu durum da, çocuğunuzun sizden ayrılma ve okula uyum sürecinin uzamasına sebep olabilir.

·         Bu haftadan itibaren belli saatlerde yemek yeme, oda toplama, televizyon izleme ve uyku gibi ihtiyaçlarını düzene koymaya çalışın. Tatildeyken her istediğini yapan, canı istediğinde yemek yiyen, uykusu geldiğinde uyuyan çocuklar okula başladıklarında oldukça zorluk çekebiliyorlar.

·         Normal bir uyum sürecinde dahi okulun ilk günlerinin çocuklar için stresli ve kaygı verici olduğu gerçeğini unutmayın. Bu süreçte çocuklarınız psikolojik nedenlere bağlı olarak karın ağrısı, mide bulantısı, kusma, yüksek ateş vb rahatsızlıklar yaşayabilirler. Bu süreçte önemli olan problemlerin kaynağına inmek, onun yanında olduğunuzu hissettirmek ve size güvendiğini hissettirmenizi sağlamaktır.

·         Çocuğunuza güven duygulu aşılamalısınız. "Buralardayım", "Çıkışta seni alacağım", "Kapıda olacağım" gibi cümlelerle çocuğunuzu sakinleştirebilirsiniz. Okulun ilk günlerinde dersin bitiş saatinden biraz daha önce okulda olmanız çocuğunuzun kaygılanmasını engelleyebilir. Hatta mümkünse öğretmeniyle görüşerek çocuğunuzu zil çalmadan birkaç dakika önce okuldan alabilirsiniz. Eğer almak için gecikmişseniz lütfen şaka yaptığınızı dile getirmeyiniz ya da yalan söylemeyin. O günü telafi ediyor olsanız da uzun vadede çocuğunuzla aranızdaki iletişimin bozulmasına neden olabilirsiniz.

·         Okulda dersler henüz başlamadan evvel hazırlanan oryantasyon programlarına katılmaya azami özen gösterin. Bu süreçte çocuğunuz okulunu sınıfını, öğretmenini ve sınıfta kendisi gibi bu sürece alışmaya çalışan arkadaşlarını görerek kendini daha güvende ve rahat hisseder. Çocuğunuzun bu tanışma, kaynaşma ve ortamın havasını solumasına izin verin.

·          Okulun ilk günlerinde anne babası olarak çocuğunuza eşlik edebilirsiniz ancak bu durumu anneanne babanne ya da dedelerin de eşlik ettiği büyük bir seremoni haline dönüştürmeyin. Bu şekilde bir kalabalıkla okula giden bir çocuk için, okula gitmek normal bir süreç olmaktan çıkar.

·          Çocuğunuzun üzerine aşırı titremeniz çocuğunuzun uyum sürecinin uzamasına sebep olur. Okula gittiği için çocuğunuzu ödüllendirmeyin. Okula gidiyor olmasını büyümüş, okul çağına gelmiş olmasıyla ilişkilendirin.


 


Uyum sürecinde okula gitmeyi reddeden çocuk için neler yapılabilir?

·         Okulun ilk birkaç haftasının stresli olabileceğini unutmayın. Bu dönemde çocuğunuza karşı daha fazla anlayış göstermeye çalışın.

·          Çocuğunuzun okula neden gitmek istemediğini öğrenmeye çalışın. Eğer çocuğunuz size fazla bağımlıysa, daha önce farklı bir çevreye girmemiş yahut sorumluluk alabileceği alanlar olmadıysa okula gitmeyi reddediyor olabilir. Ya da çocuğunuz kendisi okuldayken size bir şey olacağından da korkuyor olabilir. Bazen de yeni bir kardeşin doğmuş olması bile çocuğunuzun okula gitmeyi reddediyor olmasında etkili bir sebep olabilir.

·            Kesinlikle kaygılarını ve çekingenliğini saçma bulmayın ve bu düşüncenizi olumlu bir dil kullanarak çocuğunuzla paylaşın. Okula gidiyor olmasını daha çok büyümüş olması ve böylelikle eğitime hazır olduğu gerçeği ile ilişkilendirin ve şu şekilde paylaşın: “Artık okula gidecek kadar büyüdün ve bu beni çok mutlu ediyor.”

·           Okula gitme konusunda kararlı ve sabırlı tutumunuzdan ödün vermeyin. Bu tutumunuz, uyum sürecinde yaşamış olduğunuz problemlerin çözümünde en önemli kısımdır.

·              Okula gitmesi konusunda tüm aile bireyleri olarak kararlı olmalısınız zira çocuklar bazı psikosomatik yani psikolojik ağrılar ya da şikayetler üreterek okula gitmemek için bahaneler üretebilirler.

·           O okuldayken gününüzün nasıl geçeceğini anlatın. Evde ev işleri yaparak onu beklediğinizi bilmesini sağlayın, çoğu çocuk okula gittiğinde annesinin dışarıda geziyor olduğunu ya da evdeki kardeşle oyun oynayarak kendisi olmadan çok keyifli vakit geçirdiği endişesinden dolayı okula gitmeyi reddeder.

·         Eğer servise binme ya da okula gitme konusunda sizinle çok zıtlaşıyorsa, bağımlı olmadığı ebeveyni ile gönderin.

·            Okula gitmek istemediği için onu eleştirmeyin, kızmayın. Hislerini anladığınızı düşünmek bile çocuğunuzun kaygılarını yatıştırır, unutmayın. Çocuğunuzu okula karşı uyum problemi yaşamayan çocuklarla asla kıyaslamayın.

·         Eve geldiğinde gün içinde yaşadıklarıyla ilgili konuşun, anlatmak istediklerini dinleyin ancak anlatmak istemiyorsa üst üste sorular sorarak onu zorlamayın.

·         Çocuğunuz bu süreçte okula neden gitmek zorunda olduğu yönünde bir soru yöneltirse kesinlikle okula gitmenin zorunlu bir durum olduğu yönünde bir cevap vermeyin. Zorunluluk dolayısıyla okula gönderildiği fikri çocuğun zihnindeki okul imajını kötü etkileyecektir.

*


Not: Bu makale, okula yeni başlayacak öğrenci velilerine bugün vermiş olduğum "Çocuğum Okula Başlıyor" isimli psikolojik eğitim seminerimde anlatmış olduklarımın makaleye dönüştürülmüş şeklidir.

Okula yeni başlayacak olan tüm öğrencilerimiz için hayırlı, mutlu ve başarı dolu bir eğitim-öğretim yılı olmasını Yüce Mevlamdan niyaz ediyorum.

Aşkla Kalın!

BLOG DESIGN-Değmesin Yağlı Boya