Imdb Top 250 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Imdb Top 250 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Aralık 2013 Cumartesi

Prisoners


Hayırlı akşamlar sevgili arkadaşlar,

Birkaç gün önce izlediğim ve sıcağı sıcağına paylaşmak istediğim bir film var bu postta:

Prisoners.




Sıkı film takipçileri bilirler, bu film henüz ülkemizde gösterime girmedi ancak birkaç sitede online izlemek mümkün.

Ben indirip kendi bilgisayarımda izledim ancak sabredip sinemada izlemeyi tercih edenler için inanılmaz güzel bir film deneyimi olacağı kanaatindeyim.

Bilirsiniz, gerilimi her saniyede yaşadığınız, aksiyonu damarlarınızda hissettiğiniz, her ne kadar iyi tahminlerde bulunsanız da sizi bir şekilde ters köşeye yatıran kaliteli yapımlar ancak beş altı yılda bir görülür.

Bir "Se7en", "V for Vendetta",  "Zindan Adası" ya da "Kuzuların Sessizliği" gibi filmler bulmak artık daha da zor.

Prisoners işte bu saydığım filmler listesine girecek türden başarılı bir yapım.




2010 yapımı olan ve büyük beğeni toplayan "Incendies" filminden tanıdığımız Denis Villeneuve'un yönetmenliğini üstlendiği filmde başrollerini Hugh Jackman ve Jake Gyllenhaal paylaşıyor.

Klasik bir söylem ancak söylemem gerek: Sırf Hugh Jackman'in performansı için bile izlemeye değer.

Bence Hugh Jackman bu performansıyla Oscar'ı hak ediyor. Çocuğu kaybolan bir babanın ahlaki değerleri sorgulayarak verdiği mücadele daha güzel canlandırılamazdı sanırım.

Jake Gyllenhaal'e gelince: Kendisini "Mountain Brokeback" ve "Zodiac" tan sonraki filmlerinde izlerken hiç bu kadar zevk almamıştım. Prisoners'teki performansı Hugh Jackman kadar olmasa da oldukça başarılıydı. Yalnız biraz soğuk bir havası vardı; mimikleri, tepkileri falan benim gerilim dozajımı pek arttırmadı nedense.

Filmin konusuna gelince;

İki aile şükran gününü kutlamak için bir araya gelir ve o sırada ailelerin en küçük kızları birlikte kaybolurlar. Saatin ilerlemesine rağmen iki küçük kız ortaya çıkmaz ve aileleri panik olmaya başlarlar.

Kaçırılma ihtimaline karşın polise başvurur aileler. Dedektif Loki (Jake Gyleenhaal) olayı üstlenir ancak uzun bir müddet sonuç alamaz. Kızının kurtarılmasını bekleyemeyen baba Keller Dover (Hugh Jackman) suçlunun ve masumun birbirine karıştığı şaibeli bir olayın içinde bulur kendisini.



Her ne olursa olsun, ne kadar uzun olursa olsun her dakikasına değen, gerim gerim geren ve aksiyonu doyasıya yaşatan bir film Prisoners.

Son zamanlarda izlediğim en iyi gerilim aksiyon filmiydi!

Sinema severlere kesinlikle izlemeleri gereken bir film olduğunu hatırlatarak huzurlu ve mutlu bir haftasonu diliyorum.

Aşkla kalın!

*** Spoiler ***

(Film izleyecek olanların dikkatine, bundan sonra yer alan kısım, tüm olay örgüsünü ele alarak yaptığım film analizini içeriyor)

Film iki ailenin küçük kızlarının kaçırılmasıyla başlıyor. Şüpheli olarak gösterilen tek kişi Alex (Paul Dano) adında zeka geriliği olan bir adamdır.

Tüm polisler ve Dedektif Loki en başta Alex üzerinde yoğunlaşırlar ama Alex 10 yaşındaki bir çocuğun zekasına denktir ve polisin Alexin suçlu olduğunu kanıtlayacak bir delili yoktur.



Polisin kızları bulamaması üzerine baba Dover, Alexi kaçırır. Niyeti ona işkence ederek suçunu itiraf etmesini sağlamaktır. Bunu yaparken tüm ahlaki değer yargılarını sorgular. Zaman zaman yaptığından pişmanlık duyar ama kızına duyduğu sevgi ve özlem içindeki ilkel yönlerin ağır basmasına neden olur ve Alex' akıl almaz işkenceler uygular. Yine de elde ettiği hiçbir şey yoktur. Alex tek bir şey mırıldar o da "labirentler"dir.

Dedektif Loki şüphesini uyandıran başka birine eğilir bu zaman zarfında. Adam (Bob) hakkında epey bilgi elde eder. Şüphelendiği bu şahsın, süpermarketlerden uzun zamandır küçük çocuk giysileri aldığını öğrenince şüpheleri daha da kesinleşir ve evine baskın yapar. Bu esnada evin duvarlarında labirentler ve bir odasında kitli bavullar vardır. Bavulları açtığında içinde korkunç yılanların ve kanlı çocuk elbiselerinin yer aldığını görür.

Sonrasında elbiseleri ailelere gösterirler. Joy'un ailesi kendi kızlarının elbiselerini teşhis ettiğinde iki kızın da öldüğünü düşünülmeye başlanır ama baba Dover buna inanmak istememektedir. Hırsla Alex'e yaptığı işkenceleri sürdürür.

Alınan kan örneklerinin domuza ait olduğu anlaşılınca Dedektif Loki'nin aklı karışır. Yaptığı incelemeler ve sürdüğü izler sonucunda Joy'a yarı baygın bir şekilde ulaşır ancak yanında Anna yoktur. 

Joy hastanedeki müşahadenin sonrasında kendisine gelir ve Anna'yla ilgili baba Dover'a "Sen de oradaydın" der, bunun üzerine baba Dover işin içinde farklı türden bir gizemin olduğunu düşünerek Alex'in evine gider.

Alex evlatlık edinmiştir ve evlatlık edinen anne baba Dover'in gelmesi üzerine onu ölümle tehdit eder çünkü  kızların kaçırılmasını isteyen aslında Alex'i evlatlık edinen anne Holly'dir.



Holly ve eşi, tek erkek evlatları öldükten sonra Yaratıcı'ya duyduğu öfkeyle küçük çocukları kaçırmaya başlarlar. Bu onların evlatlarıyla mutlu yaşam süren ailelerden intikam alış biçimidir.

Alex de daha 5 yaşındayken kaçırılmış ve sonrasında izine rastlanamayan çocuklardan biridir aslında. 

Dedektif Loki'nin şüphesini uyandıran (sürekli çocuk kıyafetleri alan) Bob da aslında Holly ve eşinin kaçırdığı çocuklardan biridir ama bu adam belli ki kaçarak izini kaybettirmeyi başarmış ancak o da yaşadığı travmanın etkisiyle sıkıntılı bir hayatı sürdürüyor. Kaçırılan Anna ve Joy'un öldüğünü bilmeleri için de diğer çocuklara yaptığı gibi çocuk kıyafetlerini domuzun kanıyla boyuyor.

Dedektif Loki işin içinde Alex'in annesi Holly'nin olduğunu ve Anna'yı onların sakladığını farkediyor ve eve baskın yapıyor. Tam o esnada Holly'nin Anna'yı öldürmek için bir zehir şırınga ettiğini görüyor. Dedektif Loki Holly'i vurmayı başardıktan sonra Anna'nın ölmemesi için hızla arabasını sürüyor hastahaneye doğru...

Ancak bir sorun var ki o da Holly'nin ölmeden önce gelen baba Dover'i derin ve karanlık bir kuyuya hapsetmiş olduğu. Anna'yı başından aldığı yaraya rağmen canla başla hastahaneye yetiştiren Dedektif Loki olay yerine geldiğinde baba Dover hala kayıptır ama izini bulamıyorlardır.

İşte o an Dedektif Loki ince ve derinden gelen bir ses duyar.

Ve film tam da burada biter.

Olayın örgüsüne bakılırsa, ya izleyicinin zihninde hikayeyi tamamlanması bekleniyor ya da serinin ikinci filmi daha çekilecek.

***


13 Eylül 2013 Cuma

"It's a Wonderful Life"

Merhaba sevgili takipçilerim,

Uzun süre oldu Hollywood Sinemasına dair yazı yazmayalı.

Sessizliğimi  40’lı yıllara ait sımsıcak ve kalpleri ısıtan, benim izlemekten inanılmaz keyif aldığım  bir filmle bozmak istiyorum.


1946 ABD yapımı bir fantastik drama olan "It's aWonderful Life" olan filmin bizdeki adlandırması “Şahane Hayat” olmuştur.

Baş rollerinde Amerikan Sinemasının efsane aktörlerinden James Stewart ve Donna Reed, Lionel Barrymore, Thomas Mitchell gibi ünlü isimler yer almaktadır.


Bu film Frank Capra tarafından yönetilmişti. Aslına bakılırsa Frank Capra için ufak bir ayrıntı vermem yerinde olur.

“It’s a Wonderful Life” filmi Frank Capra’nın hem senaryosuna katkıda bulunup hem de prodüktörlüğünü yaptığı, buna yetmezmiş gibi aynı zamanda yönettiği ilk ve son filmi olmuştur.

Capra senaryosuna katkıda bulunduğu bu filme,  Philip Van Doran Stem’in “The Greatest Gift” (En büyük Armağan) adlı hikayesinden uyarlayarak hayat vermişti.

29 Temmuz 2013 Pazartesi

IMDb ve En Iyi 250 Film

Merhaba sevgili arkadaşlar,

Ramazan-ı Şerif’i tüm güzelliğiyle yaşarken yarından itibaren inşallah tekli rakamlardan geri sayıma geçmiş olacağız.

Bugünkü paylaşımım yine filmler üzerine olacak. Yalnız ufak bir fark, bir harf değişikliliği ile Bollywood’tan değil de Hollywood’tan filmler paylaşmayı düşünüyorum.

Blog istatistiklerime baktığımda gördüm ki; internet arama motorundan bloğumda en çok aratılan kelimeler listesinde birinci sırada çeyiz, ikinci sırada ise Bollywood filmleri yer alıyor. Bu yüzden ben de arşivimi biraz daha genişletmek için Hollywood’dan izlediğim filmlere dair paylaşımlar bulunmaya karar verdim.

İşte bir sonraki posttan itibaren, bahsi geçen listede yer alan filmler içerisinde benim en sevdiklerimden başlayarak, Bollywood’tan sonra Hollywood Sinemasına ait film izlenimlerimi de sizlerle paylaşmak istiyorum.

Gelelim bu postumuzun ana temasına:

Sıkı film takipçilerinin de bildiği üzere, IMDb yani nam-ı diğer “Internet Movie Database”  Türkçe versiyonuyla “İnternet Film Veri Tabanı”, tüm ülkelerin ve tüm dönemlerin sinema ve televizyon filmleri, film yıldızları ve dizileri hakkında ayrıntılı bilgi barındıran bir veritabanıdır.  IMDb, dünya çapındaki tüm izleyicilerin filmlere verdiği oylarla kendi bünyesinde oluşturmuş olduğu en iyi filmler listesini IMDB TOP 100 yada IMDB TOP 250 olarak yayınlar.

Bundan birkaç yıl önce ciddi olarak bu listeyi bilgisayarıma kaydetmiş  ve seçtiğim filmlerle listenin tamamında yer alan filmleri izlemeye yeltenmiştim.

Şimdi merak ediyorsunuz biliyorum tamamlayabildim mi diye :) Maalesef tamamlayamadım. Ama hatrı sayılır bir rakamla bitirmeye hızla yaklaşıyorum!

Bazı filmler listenin başlarında yer alsa da, -uzunluğu ya da konusunun ilgi alanımın çok dışında olması sebebiyle- defalarca başlanıp, onuncu dakikasında buhran geçirmek suretiyle hazin bir biçimde bitse de yarım bırakılan filmlerin ve kitapların bunama –özellikle Alzheimer riskini arttırdığını da hatırlatarak bu yazımı müsadenizle sonlandırıyorum :)

İşte o meşhur İMDB listesi burada:

Not: Şuan itibariyle sayıldı ve bu listeden 73 tane daha izlemediğim film olduğu tespit edildi :)

Herkese keyifli izlemeler.

Sevgilerimle.


BLOG DESIGN-Değmesin Yağlı Boya