Bollywood etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bollywood etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Ocak 2015 Salı

Bir Hint Destanı: Mirza ve Sahiban (Jab Tak Hai Jaan - Heer)



Hint Sineması ile ilgili uzun zamandan beri bir yazı paylaşmadığımı farkettim. Hazır tatildeyken ve yazmak için vaktim varken hint sineması kategorisine yeni bir yazı ekleyeyim istedim. Bollywood sevenlerin bildiği bir film, o filmin içindeki bir soundtrack ve o soundtracke konu olan bir destansı hikayeden bahsetmek istiyorum sizlere.  Jab Tak Hai Jaan 'dan bahsediyorum efendim. Hani şu Shahrukh Khan ve Katrina Kaif'in başrollerini paylaştığı, Yash Chopra imzalı muhteşem Bollywood filmi. 

Filmi izleyenlerinizin hatırlayacağı üzere Meera, babasının 50. yaş günü için ona bir süpriz yapmak istemektedir. Tesadüfen tanıştığı sokak şarkıcısı Samaar'dan kendisine Punjab dilinde bir şarkıyı çalabilmeyi ve söyleyebilmeyi öğretmesini ister.

Samaar ve Meera uzunca bir müddet çalışırlar ve ayarlanan doğum günü partisinin günü geldiğinde Meera, babasına herkesin karşısında okur bu güzel şarkıyı.





İşte bu şarkı, - nasıl demeli, sanki damardan değil de kulaktan alınan bir uyuşturucu gibi. Hint Sineması-severseniz, üstüne bir de soundtrack-severseniz bu şarkıyı sevmemeniz için hiçbir nedeniniz yoktur. Hele bir de şarkının içinde geçen hikayeyi biliyorsanız...

Yoksa hikayeyi bilmiyor muydunuz? Üzülmeyin, yazının sonunda öğrenmiş ve kendinizi şarkıyı dinlerken bulacaksınız. (Yazar kendinden fazla emin sanki ^_^ )


*

Mirza ve Sahiban adında iki çocuk yaşarmış günün birinde. İkisi de aynı sınıfta okumuş olsalar da farklı dünyalarda büyümüşler aslında. Sahiban, bölgenin ileri gelen ailelerin birinin kızıymış. Mirza ise bir başka yörenin ileri gelen ailelerin birinin oğlu. Zaman geçmiş, okul bitmiş ve ikisi de yaşadıkları diyara geri dönmüşler. Yıllar sonra Mirza akrabalarının yanına, Sahiban'ın yaşadığı köye gitmiş. Sahiban'ı görmüş. Öyle güzelmiş ki Sahiban, onu gören şairler güzelliğine şiirler yazıyorlarmış. Mirza görür görmez aşık olmuş  Sahiban'a. Tabii Sahiban da Mirza'ya. Birbirlerini delice bir aşkla seviyorlarmış ama zaman geçince Sahiban'ın ailesi kızlarını başka biriyle evlendirmeye karar vermişler.

Sahiban bunu öğrenince Mirza'ya bir mektup yollamış ve 'Gelmeli ve ellerimin düğün kınalarını sen süslemelisin' demiş. Mirza'nın kız kardeşi bu mektubu okuyunca deliren abisini durdurmaya çalışmış. Mirza'nın kız kardeşinin düğün günüymüş o gün ve o da abisine 'Seni yanımda görmek istiyorum abi, gidersen Sahiban'ın abilerini seni öldürürler.' demiş ancak nafile. Mirza dinlememiş ve atına atladığı gibi yola koyulmuş.

Kına töreninin tam ortasında yetişmiş ve Sahiban'ı kaçırmış. Tabii bunu duyan abileri hemen ikisini takip etmeye başlamışlar. Mirza biraz dinlenebilmeleri için bir ağacın altında durmuş ve başını Sahiban'ın dizlerine dayayarak uyuyakalmış.

Mirza'nın mükemmel bir okçu olduğunu ve asla hedefinden şaşmadığını biliyormuş Sahiban. Korkmuş sevgilisinin ellerine abilerinin kanının bulaşmasından. Bu yüzden kırmış iki kolunu da Mirza'nın o uyurken. Düşünmüş ki, eğer Mirza onları öldürmezse abileri yumuşar ve eve geri dönmelerine izin verir. 

Ama öyle olmamış. Abileri onları yakalamış ve savunmasız Mirza'yı oracıkta öldürüvermişler. Mirza'nın kılıcı kana bulanmış ama Sahiban'ın abilerinin kanıyla değil kesilen kendi başıyla. Sahiban aşkının ağabeylerinin elleriyle kana bulandığını görünce dayanamamış ve Mirza'nın kılıcıyla oracıkta kendini öldürüvermiş.


*

İşte yüzyıllardır dilden dile dolaşan, üstüne hikayeler, şiirler yazılan; filmler çekilen Mirza ve Sahiban'ın hikayesi bu şekilde sevgili okuyucu. Hikaye bizdeki türküleri konu olan hikayelere ne çok benziyor değil mi?

Yazımıza konu olan filmimizde,  Meera'nın babası için seslendirdiği  "Heer"  isimli şarkıda da bu hikayeden esinlenilerek Hint dünyasının efsanevi ismi Gulzar'a tarafından yazılmış,  Ar Rahman  tarafından bestelenmiş ve Harshdeep Kapur  tarafından harikulade bir şekilde yorumlanmıştır.

Şarkının orjinal dilinden çevirisinde tekrar eden dizeler var, ben tekrarların çıkarılmış haliyle paylaştım. Dizelerin altında da filmdeki soundtracki dinleyebilirsiniz.)


*

Dostlar, bana Heer demeyin.
Ben şimdi Sahiban'ım.
Mirza bir at üzerinde gelsin.
Ve beni kaçırsın. 
Dostlar, bana Heer demeyin.
Ben şimdi Sahiban'ım.
Mirza bir at üzerinde gelsin.
Ben ona, o da bana benziyor.
Gülüşü sabah güneşi gibi.
Gözlerini kapattığında
Bir sakinlik kaplar.
Ben ona, o da bana benziyor.








2013 yılının Haziran ayında bu unutulmaz film ile ilgili bir post paylaşmışım. Ne yazdığımı merak edenler buraya tıklayarak ulaşabilirler. 

Ufak bir not: Hiç aklımda yokken gecenin bir yarısı bana bu şarkıyı dinleten ve bu yazıyı yazmam konusunda bana ilham veren sevgili kız kardeşime, Büşüme sonsuz teşekkürler ^_^



16 Eylül 2014 Salı

Kai Po Che


 Bollywood seven takipçilerimin benden daha fazla film yazısı beklediğinin farkındayım çünkü ne zaman blog istatistiklerini açsam en çok okunanlar içerisinde hatrı sayılır kısmın film yazılarım olduğunu görüyorum. Tabii uzunca zaman film yazısı kaleme almamamın nedeni eskisi kadar sık film izlemiyor olmam değil kesinlikle. Aksine haftada en az iki akşamımı film izlemeye ayırıyorum ancak eskisi kadar üzerine kelam edebileceğim kaliteli yapımlar bulamıyorum. Özellikle Bollywood sinemasında bilinen klasikleri çoktan tükettiğimden midir bilinmez, ümitsizlikle bu klasiklerdeki tadı yakalayabileceğim filmleri arayıp durdum. Birçoğunu izleyip hayal kırıklığına uğradım derken, bir filmle karşılaştım. İzleyen biri ısrarla izlenilmesi gerektiğinden bahsediyordu. Bende bu filme bir şans vermek istedim. 

Şimdi neticeyi merak ediyorsunuz değil mi? O zaman gelin, etkileri henüz üstümden silinmemişken bu güzel filme birlikte göz atalım. Yalnız en başından belirtmeliyim ki, bu filmde bolca kahkaha ve gözyaşı var. Arkadaşlık var, aşk var, tutku var, hırs var, spor var, dram var sosyopolitik hadiseler var. Yani izlemeniz için çok sebep var bu filmde.

 
 
Kai Po Che, 2013 yapımı bir Bollywood filmi. Yönetmenliğini Abhishek Kapoor'un üstlendiği filmin başrollerinde Sushant Singh, Rajkummar Rao ve Amrita Puri 'yi görüyoruz. Filmdeki uçurtma sahnesinde, herkesin gökyüzünde uçurtma uçururken diğerinin ipini keserek düşürmeye çalıştığını, Ishan'ın arkadaşı Omi'nin uçurtmasını düşürdükten sonra "Kai Po Che" yani  "Uçurtmanı Kestim" dediğine şahit oluyoruz. Film her ne kadar adını buradan alıyor olsa da, aslında Chetan Bhagat'ın "The 3 Mistakes of My Life"  isimli bestseller romanından uyarlanmış.


Filmle ilgili değinmek istediğim iki önemli nokta var. Filmi başarılı kılan bu iki noktadan ilki ve en önemlisi, oyuncuların performansı ve rolleriyle bütünlük sağlamış olmaları. Sushant'ın Ishaan karakteriyle bütünleştiği o karizmatik ve kendinden emin tavrı, Omi rolüyle Amrit'in sakin ve tutarlı hali, Govi rolüyle Rajkummar'ın aksiyonu arttıran o performansı... Üç erkeğin, bir yandan yetişkin bir birey olmanın peşinde getirdiği zorluklarla mücadele ederken diğer yandan arkadaşlık bağlarını korumaya çalışması... Bu dostluk bağını koparmak için kurduğu komplolarla şansını zorlayan hayatın kendisi... Hani daha önce hiçbir filmini izlememiş olsam da, "iyi iş çıkarmışlar" dedirten, izlerken hikayedeki duyguyu hissettiren ve bu yüzden performansları yönünden benden  tam not alan isimler hanesine girmeyi başardılarbu üç isim.



İkinci önemli nokta ise filmin oldukça gerçekçi olması. Herhangi bir sihir, mucize ya da hayal ürünü bir zemin yok bu filmde. Diyaloglar hakeza öyle. Herşeyi birbiriyle ilişkilendirmek oldukça kolay, bu da filmi oldukça anlaşılır kılıyor ve seyircinin hikayeyle arasında bir bağın oluşmasına katkı sağlıyor bana kalırsa.

Hani derseniz herşey mi dört dörtlük bu filmde, elbette değil. Kendimce bu filmi eleştirdiğim zaman en büyük hatanın, birden çok konunun işlenmeye çalışarak yapıldığını görüyorum. Hikayedeki kahramanlarımız hem yeni bir işi sıfırdan kuruyor, yaşadıkları doğal afetin ardından hayatlarına devam etmeye çalışıyor, politik ve tarihi bir hüsumetin ortasında kavram arayışlarını sürdürüyor; içlerinden biri  kriket turnuvasını kazanması için gelecek vaad eden bir çocuğa hayatı pahasına sahip çıkıyor, diğeri aşık oluyor. Anlayacağınız, filmde o kadar çok olay cereyan ediyor ki; hiçbirine hakkı verilerek yoğunlaşılamıyor ve anlatılmak istenen sorunlar tam olarak çözülemiyor. Bana kalırsa, işlediği konu itibariyle sınırlandırılmış bir hikaye olarak kalmayı tercih edip,  ilişkilere ve karakterlere daha fazla yoğunlaşılsaydı, oyuncularımız sergilediğinden daha üstün bir oyunculuk performansı sergiliyor olabilirlerdi.


Velhasılı, Kai Po Che birçok yönüyle izlenilesi ve arşivlendirilesi bir yapım. Hani siz de benim gibi uzun zamandır güzel ve içinizi ısıtacak bir film arayışı içerisindeyseniz, bu film için şans vermeye değer...

Fragmanına göz atmak isterim derseniz, buradan.

Keyifli seyirler.

20 Mart 2014 Perşembe

Om Shanti Om




Bahar geliyor; içimde bir coşku, bir mutluluk var ki sormayın gitsin :)

Herşey çok iyi, çok güzel hamdolsun da şu işler böyle yormasa da bu güzel baharın daha bir tadını çıkarabilsem...

Bloğuma daha fazla yazı yazmak için yanıp tutuşsam da, bu aralar iş yoğunluğum ne yazık ki fırsat vermiyor. Görüşmeler, toplantılar derken işten vakit bulabilir de iki satır yazabilirsem ne ala. Akşam eve gittiğimde yemek yer yemez zaten nakavt oluyorum. Bırakın bloğa yazmayı, film izlemeye bile mecalimin kalmadığını hissediyorum.

Bu ara her ne kadar kitaplarımla haşır neşir oluyor olsam da haftasonları değişmez Bollywood matinesi vardır benim evimde :) Malum bu hintlilerin filmleri en aşağı iki buçuk - üç saat sürdüğünden mütevellit ancak haftasonları izleyebiliyorum artık. 

Son zamanlarda izlediğim güzel bir Hint filmi ile tanıştırmayı planlıyorum bugün Bollywoodsever arkadaşlarımı.

"Om Shanti Om"

 


2007 yapımı olan "Om Shanti Om" filminin yönetmenliğini Farah Khan üstlenmiş. Kendisi  filme konu olan hikayenin de sahibi aynı zamanda. 

Filmin içeriğine uzun uzun değinmeyi ne çok isterdim (satırlarca yazabilirim bu filmi, o kadar çok sevdim),  ancak izlememiş olan arkadaşlar için spoiler vermek istemediğimden kısa ve öz olarak anlatmaya çalışacağım.

70'li yıllarda bir film şirketinin sahibi olan Mukesh Mehra'nın filmlerinde amatör bir oyuncu olarak oynayan ancak ileride büyük bir film yıldızı olma arzusuyla yanıp tutuşan bir genç adamdır Om Prakash Makhija.

Bir de  Shanti priya'mız var elbette. İşte, hint sinemasının süper starı, güzeller güzeli Shanti'ye aşıktır bizim Om da.

Om, film çekimleri esnasında Shanti'nin hayatını kurtarınca aralarında bir arkadaşlık doğar. Om  Shanti'ye deli gibi aşıktır ve Shanti'yle beraberken dünyanın en mutlu adamıdır - taa ki Shanti'yle ilgili gizli gerçeği öğrenene kadar. Om'un sevgisini taşıyan o masum kalbi, öğrendiği gerçekle kötü bir şekilde kırılmıştır.


Shanti'nin başı büyük derde girmiştir ve acıyla kıvranan yüreğine rağmen çok sevdiği Shanti'yi kurtarmak için kendini ateşe atar. Shanti bu kazada ölmüştür, Om ise ciddi bir şekilde yaralanmıştır. 

20 Aralık 2013 Cuma

Veer Zaara


Hayrel' Cuma sevgili arkadaşlar,

Bu aralar blog takipçilerinin sıklıkla okuduğu konular arasında Hint Film'i yazılarımın hatırı sayılır bir çoğunluğu olduğunu görüyorum.

Hazır müsait bir vakit de buldum hemen yeni bir filmi paylaşmanın zamanıdır. İşte bu postun konusu olacak filmimiz:

Veer Zaara



 En güzel aşk hikayelerini anlatan filmlerin yönetmeni olan Yash Chopra ve senarist Aditya Chopra'nın bu filmi 2004 yapımı. Şu Chopra kardeşler ne romantik bir adamlarmış cidden yaptıkları filmleri şöyle bir kafamda değerlendirince...

Filmin başrollerinde Shahrukh Khan, Rani Mukherjee, Preity Zinta ve Amitabh Bachchan yer alıyor.  Black'ten hatırlarsınız Rani Mukherjee ve Amitabh Bachchan'ın şahane performanslarını... Yani demem o ki kadro çok sağlam.

Gelelim konusuna:

Veer Pratap Singh (Shahrukh Khan) Hint Ordusu'nda görevli bir helikopter pilotudur. Hayaat Zaara (Preity Zinta) ise Pakistanlı zengin bir ailenin kızıdır.

Gördüğünüz üzere daha en baştan Hintli - Pakistanlı, Zengin - Fakir antagonizması yer alıyor.

16 Kasım 2013 Cumartesi

Chennai Express - Aşk Treni


Herkese selamlar, sevgiler!

Arayı soğutmadan bir başka postla daha karşınızdayım.

Bu seferki konumuz Bollywood severler için.

Bollywood'u sıkı takip edenler bilir, Shahrukh Khan'ın bu yıl vizyona giren yepyeni bir filmi var.




Chennai Express nam-ı diğer Aşk Treni

Rohit Shetty'nin yönetmenliğini üstlendiği filmin başrollerinde Shahrukh Khan ve Deepika Padukone yi görüyoruz.

Güzel bir ikili olmuşlar, Deepika'nın birkaç filmini izledim gerçekten çok hoş bir kız, her haliyle izletiyor kendisini. Bu filmdeki  performansını da oldukça beğendim, benden tam not aldı.

Gelelim filmimizin konusunda:

Rahul (Shahrukh Khan) küçükken ailesini trafik kazasında kaybetmiş büyükannesi ve büyükbabası tarafından yetiştirimiştir. 40 yaşına geldiğinde artık kendi hayatına yeni başlangıçlar yapmak için arkadaşlarıyla Goa'ya gitmek ister ama tam da o esnada dedesi ölmüştür. Dedesi küllerinin iki farklı nehire dökülmesini vasiyet etmiştir. Büyükanne Ganges Nehrine kendi götürecektir ancak diğer yarısını Rameswaram'a götürme görevini Rahul'a verir.

Rahul'un arkadaşlarıyla Goa'ya yapacağı seyehat sekteye uğramıştır çünkü Rameswaram ve Goa ülkenin iki zıt kutbundadır. Rahul bir plan yapar, büyükannesi onu Rameswaram'a gidiyor bilsin diye Mumbai'den Chennai Express adlı trene biner. Plana göre Rahul iki durak sonra inecek ve arkadaşları da onu o durakta bekleyeceklerdir.

Chennai Express'e binen Rahul için hayatının serüveni başlamıştır. Goa'da bulmak istediği aşkı ve macerayı Chennai Express'te bulmuştur.

Filmin ilk yarısı acayip komik, gülerken yanaklarınız gerilir bir nevi botox etkisi yani :) Rahul'un Meena'yı trene alma ve akabinde gerçekleşen olaylar zinciri mesela.. :)



Özellikle Rahul ve Meena'nın kendi aralarında şarkılarla atışma sahnesi çok komikti. Yine sıkı Bollywood takipçilerinin hemen farkedebileceği üzere, başka filmlerin şarkılarından alıntılar yapılarak oluşturulmuş bir sahnedir bu. Birden çok filmin birbirinden güzel şarkılarına tek bir sahnede şahit olmak harika gerçekten :)

Film tarafımızdan heyecanla bekleniyordu ve büyük bir ilgiyle de karşılandı. Sadece ilk gün izleyen kişi sayısıyla 3 Idiots'un izlenme rekorunu kırmış oldu. Gerisini düşünün artık.

Filmin son yarısı ise buram buram romantizm... Ben seviyorum böyle mücadele sonrası kazanılan aşkları...

Ağlamama garantisi de veremem zira benim gözlerim son sahnelerinde epey dolmuştu...



Ülkemiz adına üzüldüğüm odur ki biz bu filmi, dünya izledikten neredeyse 8-9 ay sonra izliyoruz. Bizdeki vizyona giriş tarihi 29 Kasım yanılmıyorsam. Ama biz Bollywood severler bu tarihi bekleyemez ve internete düştüğü andan itibaren hemen izleriz :)

Eğer Shahrukh Khan'ı dev ekranda izlemek isterseniz biraz daha sabır :) Ama, yok ben filmi o zamana kadar bekleyemem diyorsanız internetten online izlemek de mümkün. Karar sizin :)

Bir de, Titli diye bir soundtracki var ki acayip seviyorum bu şarkıyı :)

Şimdilik benden bu kadar dostlar,

Afiyetle, aşkla kalın.





9 Haziran 2013 Pazar

Black


"Herkesin alfabesi a ,b,c,d,e ile başlarken senin alfaben B,L,A,C,K ile başlıyor, bunu bilmen lazım"

Hayatımda yüzlerce film izledim ama sayıları bir elimin parmaklarını geçmeyen, benim için özel olan filmler vardır. İşte şu saniyelerden itibaren "Black" da onlardan biri oldu. Duygu dünyamı öylesine derinden etkiledi ki film bittikten sonra tek bir dakika bile beklemeden sizlerle paylaşmak istedim.

İstedim ki herkes ölmeden önce mutlaka bu filmi izlemiş olsun. Hani klişe bir laftır, "Anlatılmaz, yaşanır" derler ya, bu film baştan ayağa öyle. Film öylesine harika ki, benim kelimelerim kesinlikle kifayetsiz kalacaktır anlatmak için ama yine de dilimin döndüğünce kendi düşüncelerimi paylaşmadan edemeyeceğim.


2 yaşındayken bir hastalık geçirdiğinizi, görme ve duyma yetinizi kaybettiğinizi hayal edin. Edebilmek çok zor değil mi? Şuan sahip olduğumuz bu iki nimetin değeri sadece kaybedilince anlaşılır. 

İşte Michelle McNally hayatının tamamını karanlık içerisinde yaşayarak geçiren bir kızdır. 2 yaşından sonra geçirdiği rahatsızlık, onun görme ve duyma engelli olmasına neden olmuştur. 

Ailesinin ümidi kestiği, karnlık içerisinde yaşamaya mahkum bırakılmış bu kızın hayatı birden değişir. Filmdeki tabir ile "ışık sihirbazı" öğretmen Debraj Saha ile tanışmalarının ardından Michelle için yepyeni bir dünyanın kapıları ardına kadar açılır... 

Michelle için hayat, öğretmeni Debraj ile tanışmadan önce tamamen karanlık ve sessizdir. Michelle bu karanlık dünyasında olan bitenden öylesine habersizdir ve öylesine korkmaktadır ki tam anlamıyla hayatı yaşamaya Debraj'ı tanıdıktan sonra başlamıştır. 

Debraj, herkesin ümitsiz olduğu Michelle'e gören göz, duyan kulak olur. Tabir-i caizse "iki bedende tek ruh" olurlar. Öğretmeni sayesinde Michelle kendi karanlığından kurtulmuş, ayakları üzerinde durmayı öğrenmiştir.



Film kesinlikle bir başyapıt. İçindeki hangi kısma değinsem bilemiyorum... Bu film beni; düşüncelerimi, duygularımı derinden etkiledi. Film boyunca Debraj ve Michelle'in elleri aracılığıyla iletişim kurmaları, şuan, yazabilen ellerim, yazdıklarımı okuyabilen gözlerim olduğu için şükretmem gerektiğini bir kez daha farkettirdi bana...

Filmi izlerken bir ara Michelle ile bütünleştiğimi hissettim; kapkaranlık bir dünyada yaşamak nasıl olurdu ki? Sadece ellerimle dokunarak tüm hayatı yaşamak neye benzer mesela? Şükürsüzlüğümün farkına vardım bu filmle beraber, nasıl da habersizce yaşıyoruz sahip olduğumuz en büyük nimetlerden...

Ve Debraj'ın fedakarlığı... Düşünün, öyle bir öğretmen ki, öğrencisi hiçbir ümit vaat etmemesine rağmen tüm hayatını ona adıyor, o okusun diye yıllarca onun yanında dolaşıyor, uğruna Alzheimer hastası olmayı göze alıyor. Öğretmen algısını belki de baştan ayağa sorgulatacak türden bir fedakarlık anlatılmış Debraj'ın çabalarında...



Filmdeki iliklerinize işleyecek sahnelerin duygusal boyutunu yadsıyamayız evet ama öyle bir çaba, öyle bir emek var ki bu filmde... Filmi anlatacak değilim ancak, izlediğinizde göreceğiniz kar sahnesindeki doğallığı yakalayabilmek için tam 7 yıl uğraşılmış. Bankta oturup, o karın gerçekten yağması için 3 sene boyunca aynı sahne defalarca çekilmiş. Ve toplamda filmin çekimi 7 yılda tamamlanmış. Bu emek nasıl bir sözcükle takdir edilir, inanın bilemiyorum..



İşte bu film sayesinde insan anlıyor ki aslında birçok kişi tarafından utanılası olarak atfedilen bir durum; gerçek sevgi, emek ve fedakarlıkla nasıl da gurur duyulacak bir hal alıyor. Aslında imkansız denilen birşey yok - Üniversite Müdürü Fernandez, Michelle'in üniversite öğrencisi olmasının imkansızlığına değinirken öyle diyordu Debraj- "İmkansız, ona hiç öğretmediğim bir sözcük Bay Fernandez."



Fazlasıyla dramatik, sizi ağır ağır içine çeken ve derinden etkileyen bir film. "İşte film dediğin böyle olmalı" diyorsunuz, bir şeyler katmalı izleyince, farkına varmadan hayatı sorgulamanıza izin vermeli. Bizler normal insanlarla - görebiliyorken ve duyabiliyorken bile- çoğu zaman anlaşamazken, sağır ve kör bir kızla sadece elleri aracılığıyla nasıl bir diyalog kurulabildiğini gösteriyor film izleyenlere...

Oyunculuklara gelince... Michelle rolündeki Rani Mukherje'nin oynarken rolünü yaşadığını hissettim bir an için. Debraj rolündeki Amitabh Bachchan'ın aktörlüğünü anlatacak söz zaten yok... İkisi de harika oyunculuk çıkarmışlar, nasıl ustaca rollerinin hakkını vermişler... Yönetmen Sanjay Bahansali sayesinde mükemmel bir film izledim.



Resmen filmdeki o duyguyu iliklerine kadar hissettiriyorlar bu Hintliler. Hint filmlerinin oldum olası müptelasıyımdım, bu filmden sonra hangi levele geçerim bu filmle bilemiyorum :) Hintliler biliyor bu film olayını cidden, gece gece bana duygu seli yaşattılar resmen :)

Gözlerim hala nemli, filmin tüm duygu yükü yüreğimdeyken bir solukta yazdım film hakkındaki izlenimlerimi. Filme puanım 10 üzerinden 100, izlemeyen kalmasın :)

Sevgilerimle.

BLOG DESIGN-Değmesin Yağlı Boya