kitap okuma alışkanlığı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitap okuma alışkanlığı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Kasım 2014 Pazar

Kebikeç Duası: Yâ Kebikeç!

İnternet üzerinden kitap satışı yapan kitapyurdu.com u bilirsiniz. Yapmış olduğum son kitap alışverişimin içerisinde göndermiş oldukları bir ayraç oldukça dikkatimi çekti. Bundan güzel bir post çıkar diyerek hemen bloğuma da bu konuyla ilgili birşeyler yazmak istedim.



Ayraçta yer alan "Ya Kebikeç" isimli dua, hattat Fuat Başer tarafından özel olarak kitapyurdu için yazılmış. Peki nedir bu kebikeç?

Ben bu kebikeç hikayesini ilk kez bir edebiyat öğretmenimden dinlemiştim.  Kendisi, eski zamanların yazma eserlerinin kapağında "Ya Kepikeç" ifadesine yer verildiğini, bunun da kitapların böceklerden, güvelerden ve çeşitli haşeratların zararlarından korunması maksadıyla yapıldığını söylemişti. Kebikeç, doğu mitolojisine göre kitapları kurtlardan koruyan bir çeşit cin imiş. Eskiden, korunması istenen kitabın ilk sayfasına Kebikeç'in sembolü çizilir ve  “Yâ Kebikeç! Hıfz el varak ilâ kıyâmet.” ("Ya Kebikeç! Bu kitabı kıyamete kadar koru!") yazılarak kitap Kebikeç'e emanet edilirmiş.


Bu hikayeyi dinlememin üzerinden yıllar geçip de, kitapyurdu.com'un bu zarif ve anlamlı ayracı ile karşılaşınca mütemadiyen gülümsedim. "Kitap kurdu" denince nasıl ki insanın aklına gözlüğünün ardında, kitaplar arasında kaybolmuş biri geliyorsa, kepikeç deyince de böyle iri boğumlu, gözlüklü bir kurtçuk gelir benim aklıma. 

Son olarak, kitapyurdu.com'un tasarladığı ayraçta yazılan kısmı da birebir paylaşmak isterim:

"Birçok el yazması eserin kapağında ya da ilk sayfasında rastladığımız "Ya Kebikeç" ifadesi, kitapların böceklerden güvelerden korunması maksadıyla yazılmış bir nevi "Kitap tılsımı" olarak meşhurdur. Çünkü Kebikeç, kitaplar kurtlanmasın, böcekler güveler kemirmesin diye, kitabın kapağına kondurulan bir çeşit efsundu.

Tılsımlı olduğuna inanılan bu ismin, kitapları her türlü haşerattan koruyan efsane bir canlı olduğuna inanılsa da; Kebikeç, kitap kurtlarının şahı olarak biliniyor.

Kitaplara "Ya Kebikeç" yazılması bir nevi "Ey kurtçuk! Bu kitap sana ait değil. Başkasının malına zarar verme!" ikazıdır. Tabi kitap kurtlarının, efendilerinin ismini kitabın üzerinde görünce "Bu kitap efendimizin himayesinde" diyerek yaklaşamayacağı düşünülmüştür."

Tüm kitap kurtları adına, bu güzel hediyesi için kitapyurdu.com'a teşekkürü bir borç bilirim. Bu güzel geleneğimizin yeniden gündeme getirilmesi çok zarif bir düşünce olmuş gerçekten... Eminim ki her kitap severi sevindiren, ufak ama anlamlı bir hediye olmuştur bu şirin ayraç.

Mutlu bir pazar olsun efendim...

Aşkla kalın!

7 Eylül 2014 Pazar

Kitap Kokusu - Senden Önce Ben



Son zamanlarda bitirdiğim kitapların postunu hazırlayayım diyordum nicedir. Bulabildiğim yarım saatlik fırsatı değerlendirerek, ülkemizde uzun süre best seller olarak raflardaki yerini korumuş bir Jojo Moyes kitabından bahsetmek istiyorum.


Duyanlarınız yahut eline alıp inceleyenleriniz oldu mu bilmiyorum ama kitabın gerek arka kapağında gerekse ilk sayfalarında ünlü isimlerin yorumlarına yer verilerek kitabın ne denli muhteşem ne denli dramatik bir kitap olduğundan dem vurulmuş. Bunları okuyunca insan haliyle yüreğe dokunan güzel bir hikaye ve yaratıcı bir kurgu beklentisine giriyor.

Peki öyle mi? Kesinlikle değil, tam bir hayal kırıklığı.

Ben özetle şu kadar söyleyeyim: Hayatımın en zor, en ağlak döneminde okumuş olmama rağmen bir gram göz yaşı dökmedim. Hadi göz yaşını geçiyorum, hiç de öyle "vayy bee" dedirten, yüreğime dokunan bir kitap değildi. Aksine, daha en başlardan itibaren sonunu kolayca tahmin edebiliyordum. Buna rağmen, çevirideki akıcılık ve olayların merak uyandıran örgüsü sayesinde kitabı sıkılmadan kolayca birkaç gün içinde bitirebildim.



Kitabın konusuna kısaca değinmek gerekirse;

Zengin ve gösterişli bir hayatı olan Will hayatının en güzel yıllarını adrenalin dolu sporlarla uğraşarak geçirirken, hayat ona hiç de ummadığı bir başka yol çizer. Bir motosiklet kazasından sonra felçli kalan Will için hayat yeterince çekilmez olmaya başlamıştır. Hayatının geri kalanını tekerlekli bir sandalyeye mahkum olarak geçirecek zorunda kalmak Will'i yeterince aksi ve çekilmez bir adam haline getirmiştir.

Öte yandan Lou, maddi zorluklar çeken ailesine destek olmak için çalışmak zorunda olan sade ve kendi halinde bir kızdır. Çalıştığı kafenin kapatılmasının ardından yeniden iş arayışına giren Lou, gördüğü hasta bakıcılık ilanına başvurur.

Will ve Lou'nun hikayeleri de burada kesişir... 

Kitabın bana kazandırdığı tek şey, Allah-u Teala'nın verdiği nimetlerin farkındalığını tekrar tekrar yaşamak ve bolca şükretmek. Her ne kadar bir kurgu da olsa okuduklarım, zaman zaman Will'in yerine kendimi koyarak, ben olsam ne yapardım diye kendime sık sık sordum. Gerçekten ağır bir imtihan. Böyle bir imtihanla hayatına devam eden tüm insanların Yüce Rabbim yar ve yardımcısı olsun, dünyada yoksun olduklarından kat be kat fazlasıyla ahirette mükafatlandırılsınlar inşallah... 

İkinci olarak da, bu tür felçli hastalara karşı edindiğimiz tutum ve davranışlarımızı değerlendirdim kendimce. Bir insanın, hayatının geri kalanını bir başkasına bağımlı olarak yaşamak zorunda kalması yeterince acı vericiyken, biz insanların bakışları, sözleri ve davranışları onların içinde bulunduğu durumu kolaylaştırıyor mu yoksa daha da zorlaştırıyor mu?

Kitapla ilgili düşüncelerim şimdilik bu kadar. Eğer yeterince boş vaktiniz varsa okuyabilirsiniz ancak övüldüğü kadar ahım şahım bir kitap olmadığının tekrar altını çizmek isterim.

Herkese mutlu pazarlar diliyorum.

13 Mayıs 2013 Pazartesi

Türklerin Kitap Okuma Alışkanlığı ve Insan Beynini Etkileyen 10 Roman


Kitap okumayı sever misiniz? Ben çok severim. Benim okuma alışkanlığımın mimarı babam ve annemdir. Babam bana 5 buçuk 6 yaşlarında yazmayı ve okumayı kendi elleriyle öğretti. Sonrasında okula başlayınca da doğum günlerimde oyuncak bebek dükkanı yerine beni kitapçılara götürürdü. Her yıl bir çocuk kitabının serisinden hediye paketi yaptırırdı bana. Annem de okuldan geldiğimde bana kitap okuttururdu, o sırada da kendisi mutfakta yemek yapardı. Nice hikayeler bitirdim anneme bu şekilde... İlköğretim ve lise hayatım tam bir kitap kurdu şeklinde yaşayarak geçti. Türk ve Dünya Klasiklerinden tamamına yakınını üniversiteye başlamadan evvel bitirmiştim bile. Üniversitede harçlığımın çoğunu yine kitaplara yatırıyordum...  Daha çok alanımla ilgili kitaplara... Üniversite kütüphanemizin güzel ve kapsamlı bir kütüphanesi vardı, edebi eserleri de daha ziyade buradan okuyordum.


Ve şimdi... Artık mesleğimi yapıyorum ve maalesef öğrencilik hayatımdaki kadar bol vakit bulamıyorum kitap okumaya. Yine de her hafta bir kitap bitirmeye gayret sarfediyorum. Geçenlerde kabaca saydım; toplamda 300e yakın kitabım var kendime ait. Ve en büyük hayallerimden biri, evimde çok kapsamlı bir çalışma-ibadet odası ve koskocaman bir kütüphaneye sahip olmak...


Bugün sosyal paylaşım sitelerinden birinde okuduğum bir yazıdan esinlenerek bu konuyu seçtim.

Türkler olarak pek de okuyan bir toplum olduğumuzu söylemek zor. Bahanelerimiz çoğu zaman bitmez; "Kitaplar çok pahalı", "İşten gelince yorgunluk çöküyor", "Vakit ayıramıyorum" vs gibi bir sürü arkası gelmez bahanelerimiz var kitap okumamak için...

Öte yandan, okuduğumuz kitapların türleri de oldukça kısıtlı. Popüler kültürün önümüze sunduğu "aşk, siyaset, cinsellik" gibi ana temalar üzerinde yoğunlaşmış kitaplar ve okuyucular mevcut...

Yapılan çalışmaların istatiksel sonuçlarına göre, televizyon için ortalama 5 saat, internet için çok daha fazlasını ayıran Türk halkının kitap okumak için yılda yalnızca 6 saat ayırıyor olmasını oldukça ironik buluyorum doğrusu... Ayrıca, ekran karşısında geçirilen vakitler bizi daha yalnız ve daha asosyal bireyler haline getiriyor ne yazık ki...


Ülkemiz, kitap okuma konusunda çoğu Afrika ülkelerinin gerisinde kalmış durumda. Örneğin, Japonya’da toplumun yüzde 14′ü, Amerika’da yüzde 12′si, İngiltere ve Fransa’da yüzde 21′i düzenli kitap okurken, Türkiye’de yalnızca on binde 1 kişi kitap okuyormuş. Bir Japona bir yılda ortalama 25, bir İsviçreli 10, bir Fransız 7, bir Türk ise 10 yılda ancak 1 kitap düşüyormuş.



İşte araştırma sonuçlarının diğer çarpıcı sonuçları
  • Birleşmiş Milletlerin yaptırdığı bir araştırmaya göre, kitap için Norveçli 137, Alman 122, Belçikalı ve Avustralyalı 100 dolar, Güney Koreli 39 dolar ayırıyor. 
  • Dünya ortalaması da Türklerin ayırdığı zamandan 3 kat fazla. 
  • Dünya ortalaması 1,3 dolar iken, Türkiye’de bir kişi kitaba yılda ancak 0,45 dolar harcıyor.
  • ABD’de yılda 72 bin kitap basılırken, Rusya’da 58 bin, Japonya’da 42 bin, Fransa’da 27 bin,
  • Türkiye’de ise 7 bin kitap basılıyor. Türkiye’de dergi okuma oranı ise yüzde 4 olarak belirlendi.
  • İngiltere’de ortalama bir gazete olan günlük The Sun gazetesi Türkiye’deki gazetelerin toplam tirajı kadar satıyor.
  • Türkiye’deki gazete okurlarının yüzde 85′i yalnızca spor ve magazin sayfalarını okuyor.
  • Türkiye’de 1412 kütüphane olmasına rağmen, sadece 400′ü uluslararası kütüphane standartlarını taşıyor.
  • Kütüphanelerdeki kitap sayısı 12 milyon 221 bin 192, kütüphanelere kayıtlı üye sayısı 254 bin 7 ve satın alınan kitap sayısı ise 13 bin 862.
  • “Türkiye’nin Okuma Alışkanlığı” isimli çalışmaya göre, Türkiye’de ihtiyaç maddeleri sıralamasında kitap 235. sırada yer alıyor.
  • Türkiye’de öğrencilerin sadece yüzde 19′u, 25′ten fazla kitaba sahip

Kitap okuma alışkanlığını çocuklarımıza kazandırma yöntemleri ile ilgili başka bir yazı yazmayı planlıyorum. Bu yüzden, bu yazımda çok daha farklı bir araştırmanın sonucuna daha değinmek istiyorum.

Edebiyatın‘iyileştirici’ niteliğinden yola çıkan bir grup bilim insanı, nitelikli romanların insan beynini geliştirip keskinleştirdiğini, sosyal bağları güçlendirerek kişiliği değiştirdiğini ve ilişki kurmayı kolaylaştırdığını belirledi.
Toronto Üniversitesi öğretim üyesi psikiyatr Keith Oatley ve Ingrid Wickelgren tarafından Scientific American’da yazılan makaleye göre, roman kahramanlarıyla özdeşleşmek, hem hayal dünyasını zenginleştiriyor, hem de sosyal bağları güçlendiriyor.


Nitelikli bir roman, bu etkileriyle insan beynini de keskinleştiriyor ve insan davranışlarına ilişkin bilgiler veriyor. İki bilim insanı, insan beynini en fazla geliştiren on romanı da tespit etmişler. Listede Tolstoy’un Anna Karenina veya Virginia Woolf’un Bayan Dalloway’ın yanı sıra Muhsin Hamid’in 2007 yılında yazdığı ‘The Reluctant Fundamentalist / Gönülsüz Köktendinci’ isimli romanı da yer alıyor.

Listede yer alan romanlar şöyle;

Johann von Goethe / Genç Werther’in Acıları (1787)
Jane Austen / Aşk ve Gurur (1813)
Nathaniel Hawthorne / Kırmızı Leke 1850
Gustave Flaubert / Madam Bovary (1856)
George Eliot / Middlemarch (1870)
Leo Tolstoy / Anna Karenina (1877)
Virginia Woolf / Bayan Dalloway (1925)
Toni Morrison / Sevgili (1987)
J.M. Coetzee / Utanç (1999)
Muhsin Hamid / Gönülsüz Köktendinci (2007)



BLOG DESIGN-Değmesin Yağlı Boya