Arkadya Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Arkadya Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Temmuz 2015 Pazartesi

Kitap Kokusu - Yıldız Tozu

Bir cerrah olduğunuz varsayımından yola çıkarak kendinize şu soruyu sorun: Beyin fonksiyonlarında görülen ciddi hasar sebebiyle bitkisel hayata girmiş bir kadının ,yaşam ünitesine bağlı kalarak yaşatılmasına izin verir miydiniz? Dahası, bu kadın henüz hamile biriyse kararınız ne yönde olurdu?

Ötenazi, yani ölüm hakkı birçok filme ve kitaba konu olmuş hassas bir mesele. Bunun üzerine uzun uzun tartışılabilir ancak bu yazımda bahsetmek istediğimkitaba haksızlık olmaması açısından, bu konuyu teğet geçiyorum. Ancak ötenazi hakkındaki fikirlerimi merak ediyorsanız, harikulade bir Bollywood yapımı olan Guzaarish hakkındaki bu yazımı okuyabilirsiniz. 

Yıldız Tozu isimli bu güzel kitabımızın baş kahramanları olan Matt ve Elle çocukluk arkadaşlarıdır. Birbirlerine duydukları o masum sevgi kuvvetlenir zamanla ve yetişkin birey olduklarında evlenirler. Elle güçlü bir kadındır, hayallerinin peşinden gitmeyi, onları gerçekleştirmeyi sever. Matt ise bir kadının bir erkekte isteyebileceği neredeyse bütün güzel niteliklere sahip olan mükemmel bir eştir. Her fırsatta karısını onure eden, onun varlığıyla kendini lütuflandırılmış gibi hisseden duygusal ve romantik bir eş.

Elle'nin en büyük arzusu anne olabilmektir ancak bazı sağlık problemlerinden dolayı hamilelikleri başarısızlıkla sonuçlanır. Doktorlar Elle'nin sağlığı için yeniden hamile kalmasının hayati risk taşıdığını söylemiş olsalar da Elle'nin o güçlü ve azimli karakteri bu kadar kolay pes etmek istemez. Yeniden deneyebilmek için eşi Matt'i ikna etmeye çalışırlar. Matt ise bir bebek uğruna eşini kaybetmeyi göze alamayacağını, bu konunun bir daha açılmaksızın kapanmasını ister.

Elle bir kaza geçirir ve apar topar hastaneye götürülür. Zaten beyin cerrahı olan eşi Matt, karısı Elle'nin hastaneye geldiği andaki durumunu görür görmez büyük bir yıkıma uğrar. Yaşadıkları şehrin en iyi beyin cerrahlarından biri olmasına rağmen çok sevdiği, gözünden sakındığı eşi Elle için yapabileceği hiçbir şeyin olmadığını görmek onu kahreder.

Elle'nin beyin ölümünün gerçekleşmesinden hemen bir kaç saat önce bazı testler yapılır. Elle hamiledir. 

İşte kitabın asıl ivme kazandığı yer buradan sonrası.



Kitap oldukça kalın ancak öyle hararetli bir şekilde ilerliyor ki olaylar, elimden bırakamadım. Gece yarısına kadar okuyup ertesi gün uykusuzlukla kıvranmış olsam dahi, o kitabı bitirmeden uyuyamayacağımı çok iyi biliyordum. 

Kitabı okurken sıkıldığını söyleyen yorumculara rastladım. Elle'nin hastahanede geçirdiği süre zarfında yaşadığı olaylar anlatılırken bolca tıbbi terim kullanılmış. Bu da -yanlış hatırlamıyorsam- yazar Priscille Sibley'in bir yoğun bakım hemşiresi olmasının bir sonucu. Hatun olaya vakıf anlayacağınız. Elle'nin başına gelenler, yaşadığı tıbbi süreçler gerçeğe neredeyse bire bir gerçeğe uygun olarak aktarılmış. Bu yüzden, bu kitabı okumak bana sanki gerçek bir hikayeyi birinden dinliyormuşum hissi verdi. Bir sonraki sayfaya geçebilmek için sabırsızlandım durdum.

Kitabı hem büyük bir merakla okudum hem de hiç bitmesin istedim. "Senden Önce Ben" isimli -o herkesin ağlamaktan harap olduğu bu malum kitaba bile zerre göz yaşı akıtmamış biri olarak, ben ağlayamamışsam kesin bende bir problem var artık ağlayamıyorum, eyvahlar olsun diye sızlanırken, bu kitabı okurken kendimi salya sümük ağlarken buldum ^_^

Velhasılı, pembe kitap severlere sesleniyorum: alın ve hemen okuyun! Zaten yayınevi Arkadya'ysa, çok da düşünmemek lazım öyle değil mi? Bu güne kadar bu yayınevinden çıkmış kitapların  birkaçı dışında beni hayal kırıklığına uğratanı olmadı.

Bir de, bu kitabı okuyunca insan Matt gibi bir hayat arkadaşı olsun istiyor ama elhamdülillah bu tarz şeylerin sadece kitaplarda ve filmlerde olduğunu artık biliyoruz :) Yine de ümitvarız!

Aşkla Kalın!

27 Kasım 2014 Perşembe

Kitap Kokusu - Gökkuşağını Yakalamak

Her biri bir öncekinden daha çok acı veren şeyler yaşamış olsaydınız, hayatınıza nasıl devam ederdiniz? Dağılan parçaları bir araya getirip, yeniden tamir ederek yola devam mı ederdiniz? Ya da yaşadığınız acıların sizi yeniden şekillendirmesine izin mi verirdiniz? Yoksa içinizde olan bitene tümden seyirci kalarak, yaşadığınız acıların sizi yutmasına müsamaha mı gösterirdiniz?
  

  Kırk bir yaşında olmasına rağmen, yaşayabileceği en ağır kayıpları hayatının son beş yılı içerisinde ard arda yaşayan ve hayatta birşeylerin yeniden güzel olabileceğine dair ümidini yitiren; bebeğini henüz birkaç günlükken kaybeden ve yaşadığı bu acının akabinde -bunu yaşayan milyonlarca çift gibi- eşiyle ciddi problemler yaşadıktan sonra evliliği sona eren bir kadının, Bernie'nin hikayesidir bu kitapta anlatılan. Bernie'nin hayatı her geçen gün zorlaşmaktadır çünkü en sonunda da çok sevdiği babasını da ani bir kalp krizi sonrasında kaybetmiştir.

Bernie'nin yaşadıklarına yakın bir noktadan hayata teğet geçmiş herkesin kendinden bir parça şeyler bulabileceği türden bir kitap "Gökkuşağını Yakalamak". Eğer yaşanmışlıklarınız, Bernie'nin yaşadıklarına benziyorsa kuvvetle muhtemel okurken inanılmaz keyif alabilecek ve  kendinizi Bernie'nin yerine koyarak olaylara onun gözünden bakabileceksiniz. 

Ama aksiyse, bence durum pek de iç açıcı değil. Okurken -özellikle annelik ile ilgili kısımları gözlerim dolu dolu okumuş olsam da- kitabın genelinde "Bitirsem de rahata ersem" modundaydım. 

Bundan sonra okuduğum kitapları 10 üzerinden puanlamayı düşünüyorum. Böylelikle okumak isteyenlere de bir referans olur. Gökkuşağını Yakalamak isimli kitap için puanım 5/10. Tabii bu puanın hatrı sayılır bir kısmının İlknur Muştu'nun göz alıcı kapak tasarımı için verildiğinin de altını çizmekte yarar görüyorum.

Okumayı düşünen kitap kurtlarına şimdiden keyifli okumalar :)

11 Kasım 2014 Salı

Kitap Kokusu - 22 Britanya Yolu



Savaşlarda sadece diplomatik kayıplar verilmez. Sadece şehirler, ülkeler tarumar edilmez. Bazen koskoca bir gençlik yitip gider, bazen aileler paramparça olur... Herşeyin daha güzel olacağına dair duyulan inançtır bazen kaybedilen. Bazen yaralar öyle derindir ki hiçbir zaman, hiçbir şey eskisi gibi olmaz...


-22- Britanya Yolu, II. Dünya Savaşı'nda parçalanan onbinlerce aileden sadece birinin, Polonyalı Nowak ailesinin baş gösteren savaşla birlikte dağılışını ve yaşadığı dramı anlatan duygu yüklü bir kitap. Benim daha ziyadesiyle dikkatimi çeken nokta, savaş esnasında süperkahraman rolü üslenmiş tek bir kişidense, birçok kişinin hayatına ve o hayatların başka hayatlarla kesiştiği noktalara değinilmiş olmasıydı. Savaş öncesinde, savaş esnasında ve savaş sonrasında olmak üzere üç farklı zaman diliminde yaşanan olayların aktarılması belki de kitabın en başarılı bulduğum kısmı. 

Karakterlerin zihinde oluşturduğu imaj çok kuvvetli olmasa da, ne istediğini bilmeyen bir erkeğin yaşadığı git-geller sonrasında ailesini bir araya toplamaya çalışırken verdiği mücadele ve yaşadığı onca travmanın ardından kendine kat kat duvarlar ören, bir yırtıcı kuş misali evladını korumaya çalışan bir annenin hali... Sanırım bu kitapla ilgili en akılda kalıcı kısım bunlar olacak benim için.

Sonunu tahmin ediyor olsam da hep tahmin ettiğim gibi bitmemesini dilediğim, ancak kaçınılmaz sonuyla hayal kırıklığına uğradığım bir kitap 22 Britanya Yolu. Sanırım yazar o şekilde bir sonla bitirerek işin biraz kolayına kaçmış olmalı ama yine de karakterlerin ve hikayenin böyle bir sonu haketmediğini düşünüyorum. Onca ihtiras, onca aldatmacanın sonu pembe dizilerdeki gibi bir sonla bitmemeliydi.


Velhasılı, okumak için güzel bir kitap olsa da kendisinden geriye çok da fazla birşey bırakmayan, ama bir - ilk kitap- olarak da gayet başarılı bulduğum bir roman 22 Britanya Yolu. Özellikle bir annenin, annelik içgüdüsüyle evladına kol kanat gerdiği, tüm acıları sırf evladı için yüksünmeden yüklendiği bazı yerler gözyaşlarım usulca süzülmedi değil... Tavsiye eder miyim? Okuyacak daha iyi bir kitabınız yoksa vakit ayırmaya değer derim...

Keyifli okumalar.


3 Haziran 2014 Salı

Kitap Kokusu - Mutluluğun Öteki Yüzü


 Selamlar, sevgiler herkese.

Son zamanlarda okuduğum bir kitaptan bahsetmek istiyorum kısaca.


Sere Prince Halverson'un "Mutluluğun Öteki Yüzü" isimli kitabını bir ay önce almıştım aslında. Başladığımın üzerinden neredeyse ay geçti çünkü çok gereksizce uzatılmış ayrıntılar vardı. Haliyle hızlı ilerleyemiyordum. Her elime aldığımda sıkıldım, sanırım biraz da olumsuz bir yargı oluştu kafamda bu yüzden bırakıp başka kitaplarımı bitirmeye koyuldum. Kitabı tekrar elime almak istediğimde de başa alarak okumak zorunda kaldım bu yüzden. Ama olayların hararetlenmeye başladığı yerden sonra da nasıl bittiğini anlamadım açıkçası.

Kitap hakkındaki düşüncem olumlu, okumak isteyenlere tavsiye edebilirim. Anlatılan hikaye de güzel ve gerçekçi. Hani böyle herşeyin altın tepsiyle sunulduğu o muhteşem aşk ve mutluluk dolu hayatlardan bahsetmiyor kitap. Aslında kitabın başlığı için uygun görülen isim, hikayeyle tam olarak örtüşüyor.


Hayatını çeşitli sıkıntılar yaşamış ve mutluluğu kaderin ona sunduğu yeni bir insan ve onun iki evladıyla bulmuş bir bayanın, Ella'nın hikayesi yer alıyor kitapta.

"Doğurmak mı anneliktir büyütmek mi?" sorusunu sık sık sordurtan, olaylar esnasında

BLOG DESIGN-Değmesin Yağlı Boya