9 Nisan 2014 Çarşamba

Men Dakka Dukka !




Ben ne ilkokul yıllarımı özlerim ne de üniversite yıllarımı. Özlediğim tek bir zaman dilimi varsa, o da kesinlikle lise yıllarımdır. Yakın geçmişi içine alan şimdiki zaman ve liseli yıllarımı kıyaslıyorum da... Her iki dönemi de anlatabilen resimler olsa elimde, "iki resim arasındaki 7 fark" sorusuna vereceğim cevaplardan biri kuvvetle muhtemel entellektüel ilgilerim olurdu. Bu ilgilerin içinde de en belirgin olanı edebiyattı. O zamanlar, yemek gibi, hava solumak gibi zaruri bir ihtiyaçtı benim için kitap okumak.

 Gerek ilkokul, gerek sonrasındaki eğitim öğretim hayatım boyunca öğretmenler konusunda hep şanslı oldum hamdolsun. Ama en çok Türkçe ve Edebiyat öğretmenlerimin tesiri vardır üzerimde. "Belki bizim meslektaşımız olmak istemeyebilirsin ama bu iyi bir okur - yazar olamayacağın anlamına gelmez" demişlerdi.

Kitap okumayı oldum olası seven bir tipim. Hediye niyetine oyuncak barbiler yerine seri seri hikaye kitapları alan bir babanın evladı olduğum için ne kadar şanslı olduğumu artık daha iyi anlayabiliyorum. Bende hali hazır bir temel olunca, Türkçe ve Edebiyat öğretmenlerim de -Allah onlardan razı olsun- yardımlarını esirgemeyerek, ellerinden geldiğince, her konuda beni ihtiyacım doğrultusunda beslemeye gayret sarfettiler... 

Hayatıma; duygu ve düşünce dünyama yön veren birçok kitabı lise yıllarımda okudum. Neredeyse gün aşırı kitap bitirirdim; klasiklerden tutun da çağdaşlara kadar birçok önemli eserle bu dönemde tanıştım. O zamanlar hararetliydim, sanki satırları okumaz, yudum yudum içerdim.

Bir de nesir türde yazılmış eserler var tabii... Bu konuda da şanslıyım sanırım çünkü doğduğum andan itibaren amatör bir şairle aynı evi paylaşıyor; hatta yetmiyor ona "baba" diyorum. Evet, muhterem babacığım amatör bir şairdir yanlış duymadınız. Kendisine ait bir şiiri paylaşayım müsadenizle:

 Bir gece ansızın çalarsam kapını
Gözlerimde yaşlar
Elimde veda mektubun
Düşer bayılır mısın ansızın...

Hiç yoktan güler misin
Bu perişan halime
Yırtar mısın fermanımı
Yeniden yazar mısın kaderimi
Sarılır mısın boynuma ansızın...

Dertlerime ortak
Kalbimde yeşeren bir umut
Bana sevgili olur musun ansızın...

 
Nasıl, güzel değil mi? :) Bir Atilla İlhan olduğu iddiasında değil kendisi ama seviyor şiirleri ve hala da yazıyor hatta kendi şiirlerini yazdığı bir sitesi bile var :)

Ehh, hal böyle olunca, "şiir" denilen olgu daha en baştan beri yanıbaşımızdaydı haliyle :) Yine de, şiir dünyasını tam anlamıyla keşfetmem lisedeki  Edebiyat Öğretmenimiz Erkan Hoca sayesinde olmuştur.

"Artık vaktidir" diyerek araladık şiir dünyasının kapısını. Uzayıp giden, büyülü bir alem vardı ardı sıra o kapıların. Ve açılan kapılar önünde beni yüreğiyle selamlayan tutkulu şairler...

Benim için "Vazgeçilmezlerin kimlerdir?" sorusunun cevabı; Abdürrahim Karakoç'tur, Cemal Safi'dir, Yavuz Bülent Bakiler'dir; Ümit Yaşar Oğuzcan'dır, Can Yücel'dir, Atilla İlhan'dır, Nazım Hikmet'tir..

Bir de yeri ayrı olan şiirler vardır. Dilinizde her defasında farklı tat bırakan besinler gibi tat bırakır bazı şiirler yüreğinizde...

Kelimelerin efsunlu dünyasına dalınca işler daha da karmaşık bir hal alır. Bazı şiirler hayatınızın içine nüfus eder. Ezberlemek niyetinde olmasanız dahi yüreğinize siner o şiirin kokusu. Tamamını olmasa dahi bir dizesini kendine saklar hafızanız. Bazen de, o kadar az kelimeyle nasıl bu kadar çok şeyin anlatılabildiğine, nasıl bu kadar yoğun anlamlar elde edilebildiğine şaşırır kalırsınız. Kimi zaman şairi, kimi zaman da o şairin kaleminde hayat bulan, sonsuzluğa atılmış bir çığlık gibi büyüyen ve büyüleyen kelimeleri kıskanırsınız...

Geçenlerde bir arkadaşla konuşurken, gayri ihtiyari kullandığı bir cümleyle başladı bu yazının hikayesi. Ona anlattığım bir hadisenin akabinde, yaşananların Allah'ın ilahi bir adaleti olduğunu özetlercesine “Men Dakka Dukka” demişti. Bu sözü duyar duymaz, çok sevdiğim bir Bedri Rahmi Eyupoğlu şiirini hatırladım.


"Karıncanın canı bir dirhem
Filin canı bir okka
Ama ikisinde de bir telâş, bir kıyamet
Ölüm kapıya gelince"



Şairin "Dol Karabakır Dol" 
 isimli kitabını okuyanların hatırlayacağı üzere, yukarıda paylaşmış olduğum şiirin başlığıdır “Men Dakka Dukka”.

Çoğumuz Arapça olduğunu biliyor olsak da aslı Farsça olan bir atasözü “Men Dakka Dukka”.

Hatırlayanlarınız olur mu bilmem. Kuvvetle muhtemel 2012 yılıydı. Sayın Başbakanımız R. T. Erdoğan bir konuşmasında Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ a seslenmişti: “Ya Beşar! Men dakka dukka . ( Ey Beşar! Eden bulur )” 

Ve böylelikle popülerliği artmış ve anlamı araştırılır olmuştu “Men Dakka Dukka” nın.

  Dilimizde her ne kadar “Eden bulur” şeklindeki anlamıyla özdeşleşmiş olsa da asıl anlamı “Çalma kapımı, çalarlar kapını.” olan bu deyimin bir de hikmetli bir hikayesi var.

“Abbasi Dönemi’nin meşhur halifesi Harun Reşit’in dillere destan bir bahçesi varmış, bu bahçede de çok sevdiği bir gül fidanı. Bir gün, bahçıvanına demiş ki: “Bu fidana çok iyi bak, bir gül tomurcuklanıp açtığında da bana haber ver.” Tabii bu emrin üzerine bahçıvan geceleri de dahil sürekli olarak fidanı kontrol etmiş. Tabir-i caizse gözü gibi bakmış bu fidana taa ki bir gül tomurcuklanıp açana kadar. 


Bahçıvan bu gülü görür görmez heyecanlanmış ve koşarak halifeye haber vermeye gitmek istemiş. Tam da o esnada bir kuş gelmiş, gülün dalına konmuş ve başlamış bu gülün yapraklarını gagalamaya. Tabii bahçıvan bunu görür görmez müdahale etmek istemiş ancak nafile. Kuş gülü gaga darbeleriyle çoktan mahfetmiş bile. Bahçıvan önce bu olayı halifeye anlatmaktan korkmuş, ancak daha sonra her ne pahasına olursa olsun halifeye giderek bu durumu açıklamaya karar vermiş.

İşin ilginci, halifi bu durumu oldukça kalender karşılamış ve şöyle demiş: “Men Dakka Dukka”. Bahçıvan halifenin huzurundan  şaşkınlıkla ayrılmış. Bir süre sonra bahçeye ulaştığında bir de ne görsün? O gülü gagasıyla parçalayan kuşu yiyor bir yılan. Bahçıvan’ın aklına halifenin söylediği söz gelmiş ve yine koşarak bu durumu nakletmiş kendisine. Halife yine aynı şeyi söylemiş: “Men Dakka Dukka”

Aradan çok zaman geçmemiş, o kuşu yiyen yılan bahçıvana da musallat olmuş. Tam yaklaşmış yılan, sokuyormuş ki ısıracağı esnada kurtulmuş bahçıvan. Ve hışımla öldürmüş yılanı. Halifeye koşarak gitmiş olanları anlatmak için. Halife yine aynı cevabı vermiş “Men Dakka Dukka”


Bahçıvan şaşkın. Bakmış ki eden karşılığını bir şekilde buluyor. Ehh, malum yılana yaptıklarından sonra, kendisini de hazin bir sonun beklediğini düşünmeye başlamış. Bir süre sonra, düşündüğü gibi de olmuş.

Bahçıvan istemeden de olsa kötü bir iş yapmış ve halife de bahçıvanın cezalandırılmasını emretmiş. Ancak bahçıvan cezalandırılmadan önce son dileği olarak halifeyle görüşmek istediğini söylemiş. Kabul etmişler. Bahçıvanı alıp halifenin huzuruna çıkarmışlar. 

Halife başını kaldırmış ve bahçıvana sormuş: "Sana haksızlık mı yapıyorum ey bahçıvan! Cezayı hak etmediğini mi düşünüyorsun, söyle bana!"

Bahçıvan yaşadıklarından aldığı dersin etkisiyle olgun bir başak misali boynunu eğerek cevaplamış halifenin sorusunu: "Hayır ey halife! Ancak bu dünyada her insan yaptığının karşılığını er ya da geç buluyor. Yaptığınızı bulma sırası size de gelecek.  “Men Dakka Dukka”

İşte Fars dünyasının ünlü bir deyimi ve ona uyarlanmış hikayesi böyledir sevgili dostlar.

"Eden bulur" her zaman. Zira Kuran-ı Kerim'de şöyle buyuruluyor:

"Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla.

Artık kim zerre ağırlığınca bir hayır işlerse, onu görür;

Kim de zerre ağırlığınca bir şer işlerse, o da onu görür."

Zilzal Suresi, 7. ve 8. Ayet-i Kerimelerde buyurulanlar, harfiyen hayatlarımızda müşahede ettiklerimiz aslında. Hepimizin rahmani adaletin vuku bulduğuna tanıklık ettiği hadiseler mutlaka vardır. Bazen de tam tersi olabiliyor. Bakıyorsun; onca zulmün başındaki insanlar, eliyle diliyle müslümanları zarara uğratanlar ve niceleri hala refah hayatlarına devam ediyorlar. Haşa, Allah'ı sorgulamak bize düşmez ancak bazen insan "Bunlara neden hiçbir şey olmuyor?" şeklinde düşünerek sitemkar olabiliyorlar.

İşte bu tür insanlar için en iyi cevaptır aslında “Men Dakka Dukka”. Zilzal Suresinde beyan edilen ayet-i kerimelerde Allah vaadini de vaidini de açıkça belirtiyor. Her iyilik ve her kötülük karşılık bulacak diyor. Yani denilen o ki, ağzımızdan çıkan her söz, eyleme dönüşen her davranış tıpkı bir bumerang misali dönüp yine kendimizi bulacak...

Şöyle düşünün: Dünyaca ünlü eserlerin sergilendiği bir müzede geziyorsunuz. Leonardo da Vinci, Van Gogh, Pablo Picasso ve daha nicelerinin eserlerinin yer aldığı bu sergide, resimlere hayranlıkla bakarak dolaşıyorsunuz ve görüyorsunuz ki oradaki eserler muazzam bir korumayla korunuyorlar.

Peki, eşref-i mahlukat, yani yaratılanların en şereflisi, insanoğlu da Allah-u Teala'nın bir eseri değil mi? Öyleyse Allah'ın "eser"ine yapılan bir saygısızlık da önce "Rahmetullah" a dokunur.

Elbette ki hatalarımız var. Kusurlu olmak insanoğlunun yaradılış özüdür. Ancak her ne olursa olsun, insana yapılan bir yanlışın aslında Yüce Yaradan'a yapılan bir saygısızlık olduğunu, günü geldiğinde Yaradan'ın bunu mutlaka o kişiye yaptığıyla denk düşecek bir hadiseyle yaşatacağını unutmamak lazım.

Velhasılı kelam, boşuna dememiş büyüklerimiz "Hak kulundan intikamını, gene kul ile alır" diye... Benim şimdilik yazacaklarım bu kadar dostlar... Umarım başta kendi nefsim olmak üzere, okuyan herkese olumlu anlamda tesir eden, faydalı bir yazı olmuştur. Rabbim idrakımızı arttırsın ve ilmimizle amel etmeyi nasip etsin.

Hepinize sevdiklerinizle birlikte huzurlu ve mutlu bir hafta diliyorum. 

Aşkla kalın!

15 yorum:

  1. ÇOK GÜZEL CÜMLELER KURUYORSUN ÇOK BEĞENİYORUM. MAŞALLAH.

    YanıtlaSil
  2. @ Audrey Lance

    Çok teşekkür ederim güzel yorumunuz beni çok mutlu etti :)

    YanıtlaSil
  3. Yorum yazmadan önce kollarımı sıvadım, zira pek çok konuya değinmişsiniz.
    Şiir yazabilen insanlara özenirim. Çünkü sayfalar dolusu şeyi satırlara yada satırlar dolusu şeyi bir kaç cümleye sığdırmak bir yetenek.
    Mum dibine ışık vermez derler ama siz de yazın anlamında babanızın kızı olduğunuzu belli ediyorsunuz;)
    Yeryüzündeki haksızlıklar, adaletsizlikler,... Dünyanın yazılı olmayan kanunu bu herhalde. Allah sonumuzu hayır etsin.
    Men dakka dukka'nın anlamını bilmiyordum açıkçası, kısa günün kârı oldu;)

    YanıtlaSil
  4. Yorum yazmadan önce kollarımı sıvadım, zira pek çok konuya değinmişsiniz.
    Şiir yazabilen insanlara özenirim. Çünkü sayfalar dolusu şeyi satırlara yada satırlar dolusu şeyi bir kaç cümleye sığdırmak bir yetenek.
    Mum dibine ışık vermez derler ama siz de yazın anlamında babanızın kızı olduğunuzu belli ediyorsunuz;)
    Yeryüzündeki haksızlıklar, adaletsizlikler,... Dünyanın yazılı olmayan kanunu bu herhalde. Allah sonumuzu hayır etsin.
    Men dakka dukka'nın anlamını bilmiyordum açıkçası, kısa günün kârı oldu;)

    YanıtlaSil
  5. @ Beyza Aydın Bazer,

    Her defasında "Bu kez kısa tutucam" diye kendime söz versem de maalesef tutamıyorum :) Bir bakmışım destan olmuş :) Yazmayı seviyorum... Babamın şiirlerle arası iyidir benim de yazılarla... O düz yazı yazmayı beceremez ben de şiir yazmayı, bu yüzden diyebilirim ki ben de en az sizin kadar özeniyorum şiir yazabilen insanlara :) Yazı içeriğinin sizin açınızdan doyurucu olması beni ayrıca mutlu etti :) Sevgilerimle :)

    YanıtlaSil
  6. ellerine sağlık yine güzel bi yazı olmuş..bu arada benim bloguma yazdığın yorumu yeni gördüm :) o kadar ilgilenemiyorum blogumla yani..hatta senin bloguna emin ol kendiminkinden çok giriyorum:) Geç cevap için kusuruma bakma :)

    YanıtlaSil
  7. @ hobiakademisyen,

    Teşekkür ederim canım beğenmene sevindim :) Canım estağfirullah kusur yok :) Geç görmenin ne önemi var, ne kadar yoğun olduğunu tahmin edebiliyorum :)

    YanıtlaSil
  8. Vaktiniz olur, yanıtlama isterseniz bir mim var;)

    Şuradan (http://birdunyafikir.blogspot.com.tr/2014/04/kamera-arkasi.html#more) bakabilirsiniz;)

    YanıtlaSil
  9. @ Beyza Aydın Baser,

    Cevaplamaz mıyım ilk mimim olacak inşallah :)Ayy nasıl heyecanlandım şimdi :

    YanıtlaSil
  10. Çok güzel olmuş.

    YanıtlaSil
  11. Kendi kafama göre bir blog yazarı bulduğum için çok mutluyum. Kitap ve edebiyat konusunda en az sizin kadar divaneyimdir. Ayrıca babanız harika şiir yazıyormuş. Kelimeleri kullanma tarzınız ve akıcılığınız insanı cezbediyor. Blogunuzu takibe alıyorum. Başarılarınızın devamını dilerim :)

    YanıtlaSil
  12. @ Mahmut Yaşar,

    Bloğumda hemcinslerim dışındakileri görmeye pek alışık değilim bu yüzden yorumunuz hem şaşırttı hem de mutlu etti :) Güzel dilekleriniz için ayrıca teşekkürler :)

    YanıtlaSil
  13. @Yeniler Kendini Hayat

    O halde artık işiniz daha zor. Sadece bayanlara hitap eden el işidir, boyamadır, örgüdür bunların haricinde paylaşımları arttırmanız gerekecek :)

    YanıtlaSil
  14. @ Mahmut Yaşar,

    Yoğunluğum bu ara izin vermiyor ama inşallah takipçilerimi tatmin edecek güzel yazıları kaleme almak nasip olur :)

    YanıtlaSil

Can-u gönülden yapılan birkaç satır kelamdır bu blog sahibesini sevindiren :)

BLOG DESIGN-Değmesin Yağlı Boya