19 Ağustos 2013 Pazartesi

Trilye Vol - I

Merhaba sevgili arkadaşlar,

Sizler ne durumdasınız bilemiyorum ama yaz aylarını pek sevmeyen bir arkadaşınız olarak bir an önce Sonbahar’ın gelmesini bekliyorum.

Aslına bakarsanız benim favori mevsimim İlkbahar. Toprağın canlandığı, doğanın uyandığı, börtü böceğin uykularından uyandığı ilkbahar mevsiminin ılık esen rüzgarını, terletmeyen sıcağını ve uzun zaman süren aradan sonra yeniden merhaba diyen güneşini seviyorum :)

Ama hava öyle sıcak ve bunaltıcı ki bahar olsun da ilk ya da son fark etmez modundayım şu aralar :D

Terlemekten hiç hazetmiyorum, terlediğim zaman ciddi huzursuz bir ruh haline bürünüyorum. 

Tesettürlü olmanın verdiği zorluk da var tabii ama maksat rıza-ı ilahi olup mükafat Allah-u Teala’dan beklenince durumumuza her türlü  hamd ediyoruz. Mısır’daki din kardeşlerimizi düşününce sıcaklıktan şikayet etmek sahip olduğumuz nice nimete şükürsüzlük olur :(

Girizgah için bunca kelamdan sonra gelelim bu postumuzun asıl konusuna:

 Malumunuz taşınma işlerinden sonra baba ocağına geri döndüğümün haberini vermiştim.

Bu yaz iş değişikliğinden dolayı epey tatil yapma fırsatım oldu. Temmuz ayının başından bu yana tatil yapıyorum ancak tatilin biraz da Ramazan-ı Şerif’e denk gelmesinden dolayı evde vakit geçirmekten epey sıkıldım.

İstanbul’da evimi barkımı ayarlayıp, Çin işkencesine dönen taşınma işlerini de hallettikten sonra arkama bakmadan Bursa’ya geldiğim doğrudur :)

İşte bu sefer, bu kaçamağı fırsat bilip kısa ama çok güzel bir tatil yapma imkanı bulabildim. 

Henüz yeni yeni keşfedilen, bilenlerin vazgeçmekte zorlandığı, yeşil ile mavinin kucaklaştığı bu mekan ufak tatil kaçamakları için harika bir seçenek.


TRİLYE

İsmini daha önce duydunuz mu bilmiyorum ama zeytinleri sayesinde dünyaca tanınıyor aslında.

Ben baba tarafından aslen Mudanya’lıyım, hani şu ünlü Mudanya Mütareke Antlaşmasının yapıldığı Mudanya.

Dedemler de zeytincidirler. Dönüm dönüm arazilerde tonlara yakın zeytinler tarlalarımızdan kış ayı gelince toplanır, derin mahzenlerde salamurası yapılarak saklanır ve yeme vakti gelince de kendi ailemize yetecek kadarı ayrılıp gerisi Marmara Birlik Kooperatif’ine satılır. Bu her yıl istisnasız böyledir zeytincilikte.

Velhasılı kelam, çocukluğum o zeytin ağaçlarının tepesinde, o zamanın koşullarına uygun zeytin tırmıklarıyla dallardan zeytinleri düşürmekle geçti :) Sofrada mütemadiyen birkaç çeşit zeytini bulunan, zeytinyağını kendi üreten  bir aile olarak zeytinin de zeytinyağının da hasından anlayan biriyim dersem, sizlere kendimle ilgili haklı bir övünç kaynağı sunmuş olurum sanırım.

İşte,  “Trilye zeytiniyle dünya çapında tanınmıştır” derken, aslında bunu alalede bir cümle olarak kurmadığımı belirtmek için kendi özgeçmişimden bir kesit sundum sizlere.




Trilye zeytinini bu kadar özel kılan, Trilye dışında yetiştirilmesinin neredeyse imkansız oluşudur . Özelliği buruşuk, azıcık uzun, etli mi etli ve en önemlisi o küçük çekirdeğinin etine yapışmıyor olmasıdır. Yerken tadı damağınızda kalır. Bu zeytinden imal edilen sızma zeytinyağından bahsetmeme bilmem gerek var mı?

Şimdi sabırlı arkadaşları, eski tarihten günümüze uzanan bir Trilye turuna çıkarmak istiyorum.

 İç sesleri “Evet, devam et”  diyenlerle birlikte başlayalım öyleyse :)




Kayıtlarda “Tirilye” ya da “Trilya” olarak da geçen Trilye Bursa’nın Mudanya ilçesine ait, daracık yolları ve cumbalı evleriyle, adım başı zeytin ve zeytinyağı satan dükkanlarıyla, en önemlisi kucaklaştığı yeşil ve mavi renkleriyle sizleri selamlayan şirin bir beldedir.





1300 lü yıllarda Osmanlılar tarafından ele geçirilmiş, çoğunluk olarak Rumların yaşadıkları bir yerleşim yeri olma özelliğini korumuş olan Trilye’ye II. Bayezid döneminde İstanbul’dan 30 hane kadar Türk getirilerek yerleştirilmiş. O dönemde Rumlar yoğun olarak zeytin, zeytinyağı hatta ipekböcekçiliği ve şarap üretimi ile meşgullermiş.

Ancak zeytin üretimi için ağaçların ilaçlanmasında kullanılan tarımsal ilaçlar yüzünden etkilenen ipekböcekleri nedeniyle ipekböcekçiliği zamanla azalmış, var olan dut ağaçları kesilerek bunlarla sandal ve kayık yapılmıştır. Bu sayede belde de balıkçılık gelişmeye başlamıştır.






Kurtuluş Savaşı esnasında Yunanistan’ın işgali altında bulunan Bursa, 13 Eylül 1922 günü Türk ordusunun gelmesiyle işgalden kurtarılmıştır.  Lozan’la varılan Mübadele Antlaşması gereğince buradaki Rumlar Yunanistan’a göç etmişler. Boşalan yerlere de Selanik, Girit, Bulgaristan’dan gleen göçmenler yerleştirilmiş.

Yıllardır buraya gelip giden biri olarak buradaki yerli halktan çeşitli rivayetler dinleme imkanı buldum. İçlerinden benim en ilgimi çeken,  Türk ordusu  geldiğinde Rumların korkuyla denize atlayarak kaçmış olmalarına dair anlatılan hikaye. Savaş esnasında tüm hazinelerini evlerinin altına kazarak gömü olarak bırakıp kaçmışlar çünkü Türklerin bir şekilde yenileceğini ve kendi evlerine tekrar geri döneceklerini ummuşlar. Boşalan Rum evlerine yerleştirilen bazı Türkler bu gömüleri sonradan keşfetmişler. Velhasılı kelam bu hikayenin sonunda birkaç köşe birden dönenler mevcut :) :) :)

Beldenin “Trilye” olan adı 1963 yılında kaldırılarak “Zeytinbağı” yapıldıysa da “Trilye” adıyla dünyaca ünlü zeytinlere sahip böyle bir beldenin orjinalliğini korumak adına 2011 yılında “Zeytinbağı” kaldırılarak yeniden “Trilye” adı verilmiş oldu.


“Trilye” isminin kaynaklarına erişmeye çalışırken birkaç ilginç rivayet daha edindim. Bunları da paylaşmadan geçmek olmaz J

Birinci rivayet “Trigleia” adından türediği yönünde. İkincisi bilinen ise Rumca “3 Aziz” anlamını taşıdığı. Üçüncü ve en ilginç olanı ise Milattan Sonra 376’da İznik Konsülünde aforoz edilerek bölgeye yerleştirilen üç papazdan (Aya Yanni, Aya Yorgi ve Aya Sorti) dolayı bu ismi taşıyor olduğu.

Trilye aynı zamanda birçok tarihi binanın da olduğu bir yer. Rumlar zamanında birçok kilise ve manastır inşa edilmiş olsa da günümüze ulaşan birkaç klisesi ve manastırı mevcut. 

Bunlardan biri, Büyük Klise (Aya Tadori) olarak bilinen ve Osmanlılarca sonradan camiye dönüştürülen Fatih Camii’dir.


Büyük Klise (Aya Tadori) 

Bir diğeri ise, tarihte duvarlarına ilk kez resim çizilen Kemerli Klise’dir. Panagia Pantobasilissa Klisesi olarak da bilinen bu yapı Rumlar tarafından Bakire Meryem Ana olarak adlandırdıkları Hz. Meryem’e adanmış.

Sonuncusu ise “Taş Mektep” olarak bilinen, papaz yetiştirmek için inşa edilmiş bir  yapıdır.1900lü yıllarda inşa edilen, Eski Kıbrıs Cumhurbaşkanı Başpiskopos Makarios’un da eğitim aldığı bu yapı döneminin Batı mimarisini yansıtan Neo-Klasik tarzda bir yapıdır.




Taş Mektep

Taş Mektep, 1924 yılında şehit, öksüz, yetim çocuklarının okudukları “Dar-ül Eytam” yani Öksüz Yurdu olarak kullanılmaya başlamış. Şuan ise tarihi bir harabe…

Günümüze kalan manastırlar ise Medikion Manastırı, Hagios Loannes Theologos (Pelekete) Aya Yani Manastırı ve Batheos Rhyakos Soteros (Aya Sotiri) Manastırı’dır. Her birinin kliseleri yıkılmış yapılarak olarak günümüze ulaşmışlar…


Peki Trilye’de konaklama imkanları? 

Bu sorunun cevabı nasıl bir konaklama tercih etmek istediğinize bağlı olarak değişiyor. Trilye bir sit alanı olduğu için konaklama alanları açısından kısıtlı bir mekan ancak küçük ve mütevazi pansiyonlar ve moteller bulmak mümkün. 

Eğer daha lüks bir konaklama istiyorsanız Mudanya’da yer alan tarihi Montana Otel’ini tercih edebilirsiniz.

Trilye’de ne yenir?



Trilye sahili boyunca sıralanan balık restorantlarını görüp de balığının tadına bakmadan dönmek olmaz elbette… Özellikle de hakiki zeytinyağında kızartılmış taptaze barbunya… Yanında Trilye zeytinyağıyla yapılmış güzel salatalar ve zeytinyağlılar tercih edilebilir.. Sonra da keyif için közde yapılmış Türk kahvesi… Balık yemeyenler için çiğ börek ve gözlemeler de alternatifler arasında…

Gelelim Trilye’nin ulaşım imkanlarına…


Eğer İstanbul’dan geliyorsanız, İstanbul Yenikapı’dan deniz otobüsleri aracılığıyla Mudanya’ya geliyorsunuz. Mudanya’ya ulaştığınızda sizi Trilye minibüsleri karşılıyor. Bu minibüsler sayesinde 15 dk. da Trilye’ye varmış oluyorsunuz. Trilye Mudanya arasındaki yol üzerinde göreceğiz sayısız zeytinlikler ve doyulmaz manzarasıyla sizi büyüleyecektir eminim..


İstanbul’dan Bursa yönüne otomobil ile geliyorsanız, Gemlik’i 3 km geçtikten sonra Engürücük sapağından girerek Kurşunlu, Güzelyalı, Mudanya güzergahlarını izleyerek Trilye’ye varabilirsiniz. Yalnız dikkat etmeniz gereken tek şey, hala güzergah tabelalarında Trilye yerine Zeytinbağı yazıyor olabilme ihtimalidir.

Yüksek çınar ağaçlarının gölgelediği, taş sokaklarında tarih kokan bu belde her ne kadar küçük gibi görünse de bir haftasonu tatili için ideal. Yapılacak öyle şey, görülecek öyle güzel yerler var ki… 

Bunlardan biri de Tarihi Çamlı Kahve… Canan Tan’ın “Yüreğim Seni Çok Sevdi” kitabını okuyanların hemen hatırlayacakları o meşhur “Çamlı Kahve”…

Ama burasını anlatmak için ayrı bir post yazmak lazım zira yazı epey uzadı…

Sonuna kadar okuyan tüm arkadaşlara sonsuz teşekkürler, gözleri dert görmesin hiçbirinin…

Bu cümleden önce eklemiş olduğum tüm resimler google görsellerden alıntıdır. Telefonumun kamerası oldukça kötü olduğu için sadece birkaç resim çekme fırsatım oldu. Onları da sonda ekleyeyim...

Sıcak günlerde serinlemek isteyenlerin günü birlik tercihi Trilye suları...

200 yıllık bir zeytin sıkma makinası


Trilye'nin sokakları, evleri...




Manzarası


Olur da birileri için tatil alternatifi sunmuş olabilirim düşüncesiyle bazı gerekli bilgileri ve iletişim numaralarını da yazarak bu uzun yazıma noktayı koyayım.

En içten sevgilerimle.

Konaklama İçin:

Hikmet Hanım’ın Ev Pansiyonu: 0535 814 01 58
Savarona Pansiyon: 0224 563 26 08
Trilye Otel: 0224 563 22 20

Diğerlerini incelemek için buraya: http://tirilye.neredekal.com/pansiyonlari/


Ulaşım İçin:



Trilye Resmi Web Sayfası:




Yemek İçin:

Şeker Ev Restorant: 0224 563 20 06
Savarona Restoran: 0224 563 26 08
Liman Restoran: 0224 563 24 10

4 yorum:

  1. Aaah Bursa uzun zaman oldu Trilye'ye gitmeyeli, çok iyi geldi bu post :')
    Sevgiyle..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Canım en son ne zaman geldin bilmiyorum ama buralar çok güzelleşti son birkaç yıldır :)

      Sevgilerimle..

      Sil
  2. Yanıtlar
    1. Planlayıp gitmeye karar verdiğinizde her türlü yardım ederim Allahın izniyle :)

      Sil

Can-u gönülden yapılan birkaç satır kelamdır bu blog sahibesini sevindiren :)

BLOG DESIGN-Değmesin Yağlı Boya