hayırlı cumalar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hayırlı cumalar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Nisan 2015 Cuma

Teslimiyet ve Dua

 Zamanın birinde, çok fakir giyimli bir kadın, hüzünlü bir yüzle manava girer ve dükkan sahibine mahçup bir ifadeyle yaklaşır. Kocasının çok hasta olduğunu, çalışamaz duruma düştüğünü, yedi çocuğuyla birlikte aç kaldıklarını ve yiyeceğe ihtiyaçlarının olduğunu anlatır. Manav ona ters bir şekilde bakarak, derhal dükkanı terk etmesini emreder. Kadın ailesinin ne denli zor durumda olduğunu düşünerek, "Lütfen efendim" der, "Paramız olur olmaz getirip size borcumu ödeyeceğim."

Manav, bu yoksul kadının isteğini, kendisinin eski bir müşterisi olmadığı gerekçesiyle reddeder.  Tam o sırada, dükkanın dışında bekleyen bir müşteri, manav ve bu yoksul kadının arasında cereyan eden hadiseyi izlemektedir. İçeri girer bu yabancı ve manava yaklaşır, "Ben o kadının almak istediklerine kefilim" der. "Ailesinin ihtiyacı olan şeyleri ona ver!"

Bunun üzerine manav çok isteksiz bir şekilde kadına döner ve "Bir alışveriş listen var mıydı?" diye sorar. Kadın da "Evet efendim" diye cevaplar. "Tamam" der manav. "Şimdi onu terazinin şu kefesine koy, onun ağırlığınca diğer kefeye istediklerini koyacağım!" 

Kadın bir an duraksar, sonra başını önüne eğer ve çantasına açarak üzerine bir şeyler karalanmış bir kağıt parçasını çıkartır ve manavın kendisine gösterdiği kefeye özenle bırakır. Başı hala öne eğiktir.

 Tam o anda inanılmaz bir şey olur. Bunu gören manavın ve diğer yabancının terazinin kefesine dikilen gözleri hayretle büyür. Manav, yabancıya dönerek "İnanamıyorum!" der. 

Olanlar gerçekten de inanılır gibi değildir. Manav eline geçeni diğer boş kefeye doldurmaktadır ancak yazılı kağıt parçasının olduğu kefeyi bir milim dahi yerinden kımıldatamamıştır. Terazi kefesinin artık üzerindekileri alamayacak kadar dolduğunu gören çaresiz manav hepsini bir torbaya doldurarak kadına verir, şaşkınlıkla üzerinde bir şeyler çizilmiş olan o kağıdı eline alır. Okuyunca ne görsün? Meğer alışveriş listesi yerine sadece bir dua yazılıdır kağıtta.

"Allah'ım neye ihtiyacım olduğunu sen bilirsin, kendimi senin ellerine teslim ediyorum."

Manav taş gibi sessizliğe bürünür. Kadın başı önde, teşekkür ederek dükkandan ayrılır. Yabancı müşteri manavın eline bir yüz milyonluk tutuştururken "Her kuruşuna değdi." der. "Duanın ne kadar ağır çektiğini yalnızca Allah bilir."

Gerçekten de, teraziyi kontrol eden manav, yazılı kağıdın konulduğu kefenin kırılmış olduğunu görür...



Habersiz, bedelsiz ve karşılıksız verebileceğimiz en güzel hediyedir dua...

Cuma-el Mübarek!


3 Nisan 2015 Cuma

Bir Tüccar, Bir Eşkiya, Bir Süvari


Asr-ı Saadette ticaretle uğraşan bir tacir mümin yaşarmış. Bu zat,  Şam ile Medine arasında tüccarlık yapar, ticaretinde helal-haramı gözetir, Allah ve Resulü için bu ticareti yapar, herkesin hakkına riayet edermiş. Allah-u Teala'ya tevekkül ederek bir kafileye katılmaz, kendisi yalnız gidip gelirmiş

Bir defasında alacağını almış, satacağını satmış ve Şam'dan Medine'ye doğru gelirken önüne at üzerinde baştan ayağa silahlı bir eşkiya çıkmış ve "Dur!" diye bağırmış. "Mallarını şuraya indir, develerini de şu ağaca bağla."

 Tüccar durmuş ve eşkiyaya "İşte malım, al senin olsun, beni bırak" demiş.

Eşkiya, "Bugüne kadar soyup da öldürmediğim kimse yok. Senin hem mallarını alacağım hem de canını" deyince, tüccar da "Madem beni öldürmeye kararlısının, öyleyse senden sonn bir talebim var" demiş. 

Eşkiya cevap vermiş: "Söyle talebini!"

Mümin tacir: "Ben Müslüman'ım, abdest alıp iki rekat namaz kılayım ondan sonra beni öldür." diye belirtmiş talebini.

Eşkiya izin vermiş. Tacir önce abdestini almış, sonra da iki rekat namaz kılmış, ellerini Rabbine açmş ve şu duayı 3 kez tekrar etmiş.

" Ya Vedud! Ya Vedud! Ya Ze'l-arşi'l-mecîd! Ya Mübdi, Ya Mu'id! Ya Fe'aalün lima yürid! Eselüke bi-nuri vechike'l-lezi mele'e erkane arşike ve es'elüke bi-kudretike'l-leti kadderte biha halkake ve bi rahmetike-lleti vesiat külle şeyin. La ilahe illa ente. Ya Muğis, eğisni! Ya muğis, eğisni! Ya muğis, eğisni!"*

Mümin tacirin duası biter bitmez çok garip bir hadise meydana gelmiş. Birden beyaz bir at üstünde yeşil elbiseli, elinde de harbe olan bir süvari ortaya çıkmış. Eşkiya şaşırmış, ne yapacağını bilemez bir durumda bu süvariye bakakalmış, taciri de malları da unutmuş. Korkuyla süvariye saldırmış ancak süvarinin bir darbesi ile yere düşmüş.

Süvari mümin tacire dönerek "Öldür bu eşkıyayı" demiş ancak mümin tacir "Ben hayatımda kimseyi öldürmedim, insan öldürmeyi hoş görmem, beni bağışla" diye cevap vermiş.

Bunun üzerine de süvari eşkiyayı bir darbe ile öldürmüşş. Bunları gören mümin tacir şaşkınlık içerisinde süvariye dönerek "Sen kimsin?" diye sormuş. Süvari de şöyle cevaplamış: "Ben üçüncü kat gökte duran bir meleğim. Bu adamı öldürmeyi Allah-u Teala bana nasip etti. Sen namazından sonra ellerini kaldırıp duaya başladığında, gök kapılarının çalındığını duyduk, öyle şiddetle çalınıyordu ki, mühim bir hadisenin olduğunu anladık. İkinci defa dua ettiğinde gök kapıları açıldı. Üçüncü defa dua ettiğinde Alla-u Teala Cebrail aleyhisselam şöyle dedi: "Dua eden falan mümini kim kurtaracak?" Ben talep ettim de beni görevlendirdiler. Ey Allah-u Teala'nın mümin kulu! İyi bil ki senin yaptığın bu duayı hayırlı bir emel için kim yaparsa Allah-u Teala onun sıkıntısını giderir, ona yardım eder." 

Bu hadiseden sonra mümin tacir yola koyulmuş ve Medine'ye geri dönmüş. Soluğu Resul-u Ekrem efendimizin huzurunda almış ve başından geçen hadiseleri bir bir anlatmış. Taciri dinleyen kainatın efendisi sav. şöyle buyurmuş:

"Muhakkak ki, Allah-u Teala sana Esma-ül Hüsna'yı telkin etmiş. O isimlerle Allah-u Teala'ya dua edilirse, istenen verilir."

 *

*Duanın Manası:
"Ey Vedûd! Ey yüce Arşın Sahibi! Ey kâinatı hiçten ve benzersiz bir şekilde yaratıp bin bir isminin tecellileriyle emsalsiz bir şekilde süsleyen Mübdi'! Ey varlıkları ölümünden sonra yeniden inşa edip dirilten Muîd! Ey dilediği her şeyi yapan! Arşının rükünlerini dolduran Zâtının nûru hürmetine; yarattığın bütün varlıklara hükmeden kudretin hürmetine ve her şeyi kaplayan rahmetin hürmetine istiyorum. Senden başka hiçbir ilâh yoktur. Ey kendisinden yardım isteyene yardım eden! Bize yardım et. Ey güç durumda olanlara yardım eden ve ummadıkları yerlerden ihtiyaçlarını ellerine veren Muğîs! Bize yardım et!"



Cuma-el Mübarek!


Not: Sıkıntı anlarında okunabilecek diğer duaların yer aldığı yazımı okumak isterseniz buraya tıklayabilirsiniz.
Asr-ı Saadette ticâretle uğraşan bir tâcir mümin vardı. Bu tacir, ticaretinde helâl-haramı gözetir, Allah ve Resulü için bu ticareti yapar, herkesin hakkına riayet ederdi. Ticaretini Şam ile Medine arasında gerçekleştirir, çoğunlukla da ticaret kervanları ile hareket etmez, tek başına yolculuk yapmayı severdi. Bir alacağını almış, satacağını da satmış ve Şam'dan Medine ye doğru hareket etmişti. Epeyce yol almıştı ki, baştan aşağı silahlı bir eşkıya ile karşılaştı. Eşkıya bu mümin taciri tehdit etti; Eşkıyâ: "Mallarını şuraya indir, develerini de şu ağaca bağla." Mümin tâcir: “Mallarım senin olsun, beni bırak gideyim." Eşkıyâ: "Bugüne kadar soyup da öldürmediğim kimse yok Senin hem mallarını alacağım, hem de canını." Mümin tâcir: “Madem beni öldürmeye kararlısın, senden son bir talebim var" Eşkıyâ: “Söyle talebini" Mümin tâcir: “Ben Müslüman'ım abdest alıp, iki rekât namaz kılayım ondan sonra beni öldür." Eşkıyâ, izin verir. Tâcir önce abdestini alır, sonra da İki rekât namaz kılar ve ellerini Rabbine açar: " Ya Vedud! Ya Vedud! Ya Ze'l-arşi'l-mecîd! Ya Mübdi, Ya Mu'id! Ya Fe'aalün lima yürid! Eselüke bi-nuri vechike'l-lezi mele'e erkane arşike ve es'elüke bi-kudretike'l-leti kadderte biha halkake ve bi rahmetike-lleti vesiat külle şeyin. La ilahe illa ente. Ya Muğis, eğisni! Ya muğis, eğisni! Ya muğis, eğisni! " Mümin tâcirin duâsı bitmişti ki, çok garip bir hâdise meydana gelir. Birden beyaz bir at üstünde yeşil elbiseli, elinde de harbe olan bir süvâri peydâ oldu. Eşkıyâ şaşırmış, ne yapacağını bilemez bir durumdaydı. Eşkıyâ, tâciri ve malları unuttu, ortaya çıkan bu süvâriye saldırdı. Süvâri, bir darbe ile eşkıyayı yere düşürdü. Süvâri, tâcire dönerek: “Öldür bu eşkıyayı" dedi. Mümin tâcir: "Ben hayatımda kimseyi öldürmedim, insan öldürmeyi hoş görmem. Beni bağışla."dedi. Sonra süvâri, eşkıyâyı bir darbe ile öldürdü. Tâcir sordu: “Sen kimsin?" Süvâri: “Ben üçüncü kat gökte duran bir meleğim. Bu adamı öldürmeyi Allah Teala bana nasip etti. Sen namazından sonra ellerini kaldırıp duaya başladığında, gök kapılarının çalındığını duyduk, öyle şiddetle çalınıyordu ki. Mühim bir hadisenin olduğunu anladık. İkinci defa dua ettiğinde gök kapıları açıldı. Üçüncü defa dua ettiğinde, Allah Teala, Cebrail Aleyhisselam'ı görevlendirdi. Cebrail Aleyhisselam şöyle dedi: ‘Dua eden falan mümini kim kurtaracak"Ben talep ettim de görevlendirdiler. Ey Allah Teala'nın mümin kulu! İyi bil ki! Senin yaptığın bu duayı kim yaparsa Allah Teala onun sıkıntısını giderir, ona yardım eder.” Bu hadiseden sonra mümin tâcir, yola koyulur ve Medine'ye varır. Soluğu Kâinatın Efendisi Sallallahu aleyhi ve sellem'in huzurunda alır ve başından geçen hadiseyi anlatır. Taciri dinleyen Kâinatın Efendisi Sallallahu aleyhi ve sellem, şöyle buyurur: "Muhakkak ki, Allah Teala sana Esma-ül Hüsna'yı telkin etmiş. O isimlerle Allah Teala'ya dua edilirse, istenen verilir

Kaynak: http://www.estanbul.com/gok-kapilarini-titreten-dua-45797-12.html
Asr-ı Saadette ticâretle uğraşan bir tâcir mümin vardı. Bu tacir, ticaretinde helâl-haramı gözetir, Allah ve Resulü için bu ticareti yapar, herkesin hakkına riayet ederdi. Ticaretini Şam ile Medine arasında gerçekleştirir, çoğunlukla da ticaret kervanları ile hareket etmez, tek başına yolculuk yapmayı severdi. Bir alacağını almış, satacağını da satmış ve Şam'dan Medine ye doğru hareket etmişti. Epeyce yol almıştı ki, baştan aşağı silahlı bir eşkıya ile karşılaştı. Eşkıya bu mümin taciri tehdit etti; Eşkıyâ: "Mallarını şuraya indir, develerini de şu ağaca bağla." Mümin tâcir: “Mallarım senin olsun, beni bırak gideyim." Eşkıyâ: "Bugüne kadar soyup da öldürmediğim kimse yok Senin hem mallarını alacağım, hem de canını." Mümin tâcir: “Madem beni öldürmeye kararlısın, senden son bir talebim var" Eşkıyâ: “Söyle talebini" Mümin tâcir: “Ben Müslüman'ım abdest alıp, iki rekât namaz kılayım ondan sonra beni öldür." Eşkıyâ, izin verir. Tâcir önce abdestini alır, sonra da İki rekât namaz kılar ve ellerini Rabbine açar: " Ya Vedud! Ya Vedud! Ya Ze'l-arşi'l-mecîd! Ya Mübdi, Ya Mu'id! Ya Fe'aalün lima yürid! Eselüke bi-nuri vechike'l-lezi mele'e erkane arşike ve es'elüke bi-kudretike'l-leti kadderte biha halkake ve bi rahmetike-lleti vesiat külle şeyin. La ilahe illa ente. Ya Muğis, eğisni! Ya muğis, eğisni! Ya muğis, eğisni! " Mümin tâcirin duâsı bitmişti ki, çok garip bir hâdise meydana gelir. Birden beyaz bir at üstünde yeşil elbiseli, elinde de harbe olan bir süvâri peydâ oldu. Eşkıyâ şaşırmış, ne yapacağını bilemez bir durumdaydı. Eşkıyâ, tâciri ve malları unuttu, ortaya çıkan bu süvâriye saldırdı. Süvâri, bir darbe ile eşkıyayı yere düşürdü. Süvâri, tâcire dönerek: “Öldür bu eşkıyayı" dedi. Mümin tâcir: "Ben hayatımda kimseyi öldürmedim, insan öldürmeyi hoş görmem. Beni bağışla."dedi. Sonra süvâri, eşkıyâyı bir darbe ile öldürdü. Tâcir sordu: “Sen kimsin?" Süvâri: “Ben üçüncü kat gökte duran bir meleğim. Bu adamı öldürmeyi Allah Teala bana nasip etti. Sen namazından sonra ellerini kaldırıp duaya başladığında, gök kapılarının çalındığını duyduk, öyle şiddetle çalınıyordu ki. Mühim bir hadisenin olduğunu anladık. İkinci defa dua ettiğinde gök kapıları açıldı. Üçüncü defa dua ettiğinde, Allah Teala, Cebrail Aleyhisselam'ı görevlendirdi. Cebrail Aleyhisselam şöyle dedi: ‘Dua eden falan mümini kim kurtaracak"Ben talep ettim de görevlendirdiler. Ey Allah Teala'nın mümin kulu! İyi bil ki! Senin yaptığın bu duayı kim yaparsa Allah Teala onun sıkıntısını giderir, ona yardım eder.” Bu hadiseden sonra mümin tâcir, yola koyulur ve Medine'ye varır. Soluğu Kâinatın Efendisi Sallallahu aleyhi ve sellem'in huzurunda alır ve başından geçen hadiseyi anlatır. Taciri dinleyen Kâinatın Efendisi Sallallahu aleyhi ve sellem, şöyle buyurur: "Muhakkak ki, Allah Teala sana Esma-ül Hüsna'yı telkin etmiş. O isimlerle Allah Teala'ya dua edilirse, istenen verilir

Kaynak: http://www.estanbul.com/gok-kapilarini-titreten-dua-45797-12.ht
Asr-ı Saadette ticâretle uğraşan bir tâcir mümin vardı. Bu tacir, ticaretinde helâl-haramı gözetir, Allah ve Resulü için bu ticareti yapar, herkesin hakkına riayet ederdi. Ticaretini Şam ile Medine arasında gerçekleştirir, çoğunlukla da ticaret kervanları ile hareket etmez, tek başına yolculuk yapmayı severdi. Bir alacağını almış, satacağını da satmış ve Şam'dan Medine ye doğru hareket etmişti. Epeyce yol almıştı ki, baştan aşağı silahlı bir eşkıya ile karşılaştı. Eşkıya bu mümin taciri tehdit etti; Eşkıyâ: "Mallarını şuraya indir, develerini de şu ağaca bağla." Mümin tâcir: “Mallarım senin olsun, beni bırak gideyim." Eşkıyâ: "Bugüne kadar soyup da öldürmediğim kimse yok Senin hem mallarını alacağım, hem de canını." Mümin tâcir: “Madem beni öldürmeye kararlısın, senden son bir talebim var" Eşkıyâ: “Söyle talebini" Mümin tâcir: “Ben Müslüman'ım abdest alıp, iki rekât namaz kılayım ondan sonra beni öldür." Eşkıyâ, izin verir. Tâcir önce abdestini alır, sonra da İki rekât namaz kılar ve ellerini Rabbine açar: " Ya Vedud! Ya Vedud! Ya Ze'l-arşi'l-mecîd! Ya Mübdi, Ya Mu'id! Ya Fe'aalün lima yürid! Eselüke bi-nuri vechike'l-lezi mele'e erkane arşike ve es'elüke bi-kudretike'l-leti kadderte biha halkake ve bi rahmetike-lleti vesiat külle şeyin. La ilahe illa ente. Ya Muğis, eğisni! Ya muğis, eğisni! Ya muğis, eğisni! " Mümin tâcirin duâsı bitmişti ki, çok garip bir hâdise meydana gelir. Birden beyaz bir at üstünde yeşil elbiseli, elinde de harbe olan bir süvâri peydâ oldu. Eşkıyâ şaşırmış, ne yapacağını bilemez bir durumdaydı. Eşkıyâ, tâciri ve malları unuttu, ortaya çıkan bu süvâriye saldırdı. Süvâri, bir darbe ile eşkıyayı yere düşürdü. Süvâri, tâcire dönerek: “Öldür bu eşkıyayı" dedi. Mümin tâcir: "Ben hayatımda kimseyi öldürmedim, insan öldürmeyi hoş görmem. Beni bağışla."dedi. Sonra süvâri, eşkıyâyı bir darbe ile öldürdü. Tâcir sordu: “Sen kimsin?" Süvâri: “Ben üçüncü kat gökte duran bir meleğim. Bu adamı öldürmeyi Allah Teala bana nasip etti. Sen namazından sonra ellerini kaldırıp duaya başladığında, gök kapılarının çalındığını duyduk, öyle şiddetle çalınıyordu ki. Mühim bir hadisenin olduğunu anladık. İkinci defa dua ettiğinde gök kapıları açıldı. Üçüncü defa dua ettiğinde, Allah Teala, Cebrail Aleyhisselam'ı görevlendirdi. Cebrail Aleyhisselam şöyle dedi: ‘Dua eden falan mümini kim kurtaracak"Ben talep ettim de görevlendirdiler. Ey Allah Teala'nın mümin kulu! İyi bil ki! Senin yaptığın bu duayı kim yaparsa Allah Teala onun sıkıntısını giderir, ona yardım eder.” Bu hadiseden sonra mümin tâcir, yola koyulur ve Medine'ye varır. Soluğu Kâinatın Efendisi Sallallahu aleyhi ve sellem'in huzurunda alır ve başından geçen hadiseyi anlatır. Taciri dinleyen Kâinatın Efendisi Sallallahu aleyhi ve sellem, şöyle buyurur: "Muhakkak ki, Allah Teala sana Esma-ül Hüsna'yı telkin etmiş. O isimlerle Allah Teala'ya dua edilirse, istenen verilir ...alınt(gök kapılarını titreten dua )

Kaynak: http://www.estanbul.com/gok-kapilarini-titreten-dua-45797-12.

13 Mart 2015 Cuma

Sarı Çizmeli Mehmet Ağa



Sarı çizmenin moda olduğu bir zamanda, İzmir eşrafından birisi uşağını çağırıp şöyle tembih etmiş: "Bak a Efendi! Aydın'dan Mehmed Ağa isminde birisi gelecek. Harman zamanında sarı çizme alması için on dört akçe vermiştim. Borcunun vadesi geldi, bugün defterden borcunu sildim. Şimdi faytona bin, doğru istasyona! Uzun boylu, orta yaşlı, efe bıyıklı biridir, hemen tanırsın."

Uşak istasyona varmış. Tren boşalmaya başlamış. Bir müddet sonra tarife uygun adam aramışsa da nafile. Bari çizmesinden tanıyayım diye bu sefer ayakları tarassuta başlamış. Ne var ki sarı çizmelerden giyen giyene. Nihayet çaresizlik içinde en benzettiği kişiye seslemiş: "Mehmet Ağa! Bizim bey seni konakta bekliyor!"

 
Tesadüf bu ya, sarı çizmeli adamın adı da Mehmet olup, Aydın'da kendisini ağa diye çağırırlarmış. Beraberce konağa varmışlar. Bey bakmış ki gelen sarı çizmeli ile onun borçlusu Mehmed Ağa arasında bir benzerlik yok. Elindeki defterin alacak hanesine bir yandan Mehmed Ağa'nın adını yeniden yazarken diğer yandan uşağı paylamaya başlamış.

Nihayet uşak dayanamamış ve şöyle demiş: "Bey, burası koca bir şehir, sarı çizmeli de çoktu, Mehmed Ağa da. Sen en iyisi yaz deftere bir daha!"


Sarı Çizmeli Mehmed Ağa'nın hikayesi İskender Pala'nın "İki Dirhem Bir Çekirdek" kitabından. Sarı Çizmeli Mehmed Ağa'yı anıp da rahmetli Barış Manço'yu hatırlamamak olmaz. Öyleyse Sarı Çizmeli Mehmet Ağa'nın hikayesini bir de Barış Abimizden dinleyelim ^_^





Cumamız hayr olsun efendim.

Aşkla kalın!


16 Ocak 2015 Cuma

İnsan, Hayalleri ve Eceli

Bir keresinde Resulullah sav. eline üç tane sopa aldı. Birini önüne, diğerini yan tarafına dikti. Üçüncüsünü de uzak bir yere. Sonra ashabına hitaben, "Bunun ne anlama geldiğini biliyor musunuz?" diye sordu. 

Ashab, "Allah ve Resulü daha iyi bilir." dediler.

Resul-ü Ekrem sav şöyle anlattı: "Bu insan, bu eceli, bu da hayalleridir. İnsanoğlu hayallerinin peşinden koşarken, daha ona ulaşamadan eceli onu yakalayıverir."




Allah'ım! Bizleri dünyaya dalıp da ölümü unutan hevaperest kullarından eyleme. İdrakimizi ve itikatimizi güçlendir. İstikametimizi hayra çevir. 

Allah'ım! Hakkımdaki hükmüne razı olabilmeyi nasip et. Hükmünü sevdir. Dileğin, dileğimdir. Hakkımda hayırlı olana kalbimi mutmain eyle.

Allah'ım! Bize dünya ve ahiret saadeti nasip et.

Cuma-el Mübarek!

9 Ocak 2015 Cuma

Ondan Dahası...


Bir adam Hz. Ali'ye geldi ve "Sana sormak istediğim dört sorum var dedi. İlim şehrinin kapısı "Buyur, sor" dedi.

Adam sordu: "Vacip nedir? Vacipten daha vacip nedir?"

Hz. Ali cevap verdi: "Tövbe etmek vaciptir, günahları terk ise ondan önce vaciptir."

Adam sordu: "Yakın nedir? Yakından daha yakın nedir?"

Hz. Ali cevap verdi: "Kıyamet yakındır, ölüm ondan daha yakındır."

Adam sordu: "Acayip nedir? Acayipten daha acayip nedir?"

Hz. Ali cevap verdi: "Dünya acayiptir, dünyayı sevmek ise ondan daha acayiptir."

Ve adam son olarak şu soruyu sordu: "Zor nedir? Zordan daha zor nedir?"

Ve Hz. Ali bu son soruya da şöyle cevap verdi:

"Kabir zordur, azıksız amelsiz kabre girmek ondan daha zordur."



Bu menkıbenin üzerine daha fazla kelam etmeye ne hacet?

 Selam, en güzel kelam. Allah'ın selamı ve rahmeti tüm Müslüman aleminin üzerine olsun inşallah.

Cuma-el Mübarek!



BLOG DESIGN-Değmesin Yağlı Boya